Mizah Dergiciliğimizin 140 yıllık görsel serüveni sonrasında çizerler; Yaşar Fırat, Recep Aydın, Cihan Demirci ve Hakan Çelik...
09 Kasım 2009 Pazartesi
08 Kasım 2009 Pazar

Milliyet gazetesi çizeri Ercan Akyol’un 2006-2009 yılı çizgilerinden oluşan "Editoryal" karikatür sergisi Schneidertempel Sanat Merkezi’nde izleyicileriyle buluştu. Sergi 6 Aralık 2009'a kadar izlenebilecek...
Serginin açılışında Raşit Yakalı, Nail Güreli, Akdağ Saydut ve Ercan Akyol...
1980’lerin başından beri günlük gazetelerde çizmeye başlayan Ercan Akyol, 25 yılı aşkın bir süredir Milliyet gazetesinde çizgilerini sürdürüyor. 2006 yılında "Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü"nü alan, Karikatürcüler Derneği’nce 2000’de “yılın karikatüristi” seçilen Ercan Akyol’u o dönemin dernek başkanı sıfatıyla Bedri Koraman şöyle tanımlamıştır: “Ercan Akyol Milliyet’te Açık Pencere sütununda yılın her günü, ulusal sorunlar, sosyal dertler üstüne bir birinden güzel karikatürler yapmaktadır. Bu ince yapılı, nazik, hassas adam çizgilerinde de ince, duyarlı ve zariftir. Fakat karikatürlerinde kavgacı ve serttir. Haklı olduğunca da acımasızdır. Ama karikatürü katiyen kaba ve sövme aracı olarak kullanmaz!.. Gerektiğinde en vurucu, kırıcı esprileri bile belli bir zarafette çizer. Evrensel doğrulardan taviz vermez. Ona kimse demokratik olmayan çıkışlar yapan belli bir güç odaklarına yaltaklanma anlamı taşıyan şeyler çizdiremez.” Ercan Akyol 'un sergisi 6 Aralık'a kadar açık kalacak... (Haber: Akdağ Saydut)
05 Kasım 2009 Perşembe

Anadolu Üniversitesi Karikatür Sanatını Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından düzenlenen ORHAN DOĞU Karikatür Sergisi 4 KASIM 2009 Çarşamba günü Saat: 17.30'da Eğitim Karikatürleri Müzesi’nde açıldı.
Serginin açılışında Anadolu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ö. Zühtü ALTAN, Odunpazarı Belediye Başkanı Burhan SAKALLI, Eskişehirli karikatürcüler, karikatürseverler ve İstanbul’dan gelen sanatçının karikatürcü meslekdaşları Raşit YAKALI, Akdağ SAYDUT, Muhittin KÖROĞLU ve Yurdagün GÖKER bulundu.Rektör Yrd. Prof. Dr. Ö. Zühtü Altan açış konuşması ile sergiyi açan sanatçı ve açılış için gelenleri selamladı, sanatçı Orhan DOĞU da kısa bir konuşma yaparak bu olanağı yaratan Anadolu Üniversitesi yöneticilerine teşekkür etti. Bu serginin açılışı için İstanbul’dan gelen sanatçılardan Yurdagün Göker ve Raşit Yakalı da kısa konuşmalarla “Bu açılışta Orhan DOĞU’yu yalnız bırakmak istemedik, bu atmosferi görüp yaşamak bizim için önemli bir anı olacak” dediler.
Orhan DOĞU; yıllarını karikatüre adamış önemli bir sanatçı. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi İç Mimarlık Bölümü’nü bitirmiş. Akbaba, Tef, Dolmuş dergileriyle çeşitli gazetelerde karikatürleri yayımlanmış. Reklam Ajansları için karikatürlü reklamlar tasarlamış. Dekoratörlükle karikatürcülüğü birlikte yürütmüş bir sanatçı. Cumhuriyet gazetesinin hala devam eden Yunus Nadi Yarışması’nın ilk yıllarında karikatür büyük ödülünü kazanmış (1953).
“1950 Kuşağı” karikatürcülerinden olan Orhan Doğu’nun sergisinde 40 adet büyük boy eseri var. Sergi 4 Kasım’a kadar izlenebilecek. (HABER: EKM-Fotoğraflar: Akdağ Saydut ve EKM)

Sefer Selvi'nin 5 Kasım 2009 Perşembe günü Evrensel gazetesinde yayınlanan karikatürü...
03 Kasım 2009 Salı

- Usta yaaaa... Biz şu MİZAHHABER'de nerdeyse 2 yıldır trenlere bakmamız gerekirken seninle muhabbet edip duruyoruz, farkında mısın?..
- Olmam mı?.. Bak hem ÖKÜZÜZ ama bir yandan da karşılıklı böyle oturup KONUŞABİLİYORUZ, sence bu neden?..
- Neden olacak usta, belli ki biz de bir zamanlar İNSANDIK ama GENETİĞİMİZİ DEĞİŞTİRENLER sayesinde ÖKÜZ haline dönüştük... Bence KONUŞABİLMEMİZİN NEDENİ BU!..
-Biz en azından durumumuzun farkında ÖKÜZLERİZ canım kardeşim... Ama elin aç gözlü Amerikalısının GDO'sunu kakalayacağı koca bir HALK, geleceği adeta yok edilirken, öylece malak gibi olan biteni sadece TRENE BAKAR GİBİ SEYREDİYOR be bilader.... (C.D.)
İlki Haziran ayında Ankara’da Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde açılan “Latin Amerika Portreleri Karikatür Sergisi” Ankara'da ikinci kez izleyicinin karşısına çıkıyor. Nezih Danyal’ın Sanat Danışmanlığını yaptığı, Berrin Cerrahoğlu’nun koordinatörlüğünü üstlendiği ve Grup A4 üyesi Ankaralı karikatürcüler Halil İ. Yıldırım, Yusuf Temiz, Mert Gürkan ve Emre Yılmaz’ın karikatürlerinin yer aldığı sergi 3 Kasım tarihinde saat:19.00′da Tempo Tur’da tekrar izleyicinin karşısına çıkacak. Sergi Latin Amerika’nın tarihi, siyasi ve sanatçılarının portrelerinden oluşmakta. Sergide ayrıca İsa Çapanoğlu’nun ‘‘Küba’da 1 Mayıs’‘ isimli saydam gösterisi düzenlenecek.
03 Kasım – 03 Aralık 2009
Açılış: 03 Kasım Saat:19.00
Adres: Binnaz Sok. 1/4 Kavaklıdere/Ankara
02 Kasım 2009 Pazartesi
1959 yılında Uderzo ve Goscinny tarafından yaratılan dünyanın en ünlü çizgi romanları arasında ilk sıralarda yer alan Asteriks 2009 yılında 50. yaşını, serinin 34. kitabıyla kutluyor. Bir kitabın 2 bin, hatta giderek bin adet basıldığı ülkemiz için söylemesi kolay bir rakam değil ama; Asteriks 50 yılda tam 325 milyon adetlik bir satışa ulaştı!..
Romalıların işgaline direnen küçük bir Galya köyünde yaşananları konu alan “Galyalı Asteriks’in Maceraları” adlı çizgiroman 50 yılı geride bıraktı. Metnini René Goscinny’nin (1926 d.) yazdığı, çizimlerini Albert Uderzo’nun (1927 d.) yaptığı Asteriks, 50 yıllık macerasında Fransa’nın dünyadaki en ünlü çizgiroman serisi oldu. Uderzo, Goscinny’nin 1977’de ölümünden sonra seriyi tek başına sürdürdü. Asteriks ilk kez 29 Ekim 1959’da Fransızların ünlü çizgiroman dergisi Pilote'da yayımlanmıştı. Bugüne dek çıkan 33 ana kitabın 325 milyon adet kopyası, ikiliyi Fransa’nın dünyada en çok satan yazar-çizeri yaptı.50’nci yıl anısına yeni bir albüm 22 Ekim’de piyasaya çıkarken Asteriks hayranları da 34. albümle buluşmuş oldu. “Asteriks ve Hopdediks’in doğum günü-Altın Albüm” 15 ülkede piyasaya sürüldü. Kısa hikâyelerden oluşan 34. albüm, önceki Asteriks hikâyelerindeki tüm tiplemeleri bir araya getiriyor.Uderzo’nun ilk çizimlerinde Asteriks’in yapılı ve güçlü, geleneksel bir Galyalı savaşçı olduğu, ancak Goscinny’nin kafasındaki resmin farklı olduğu belirtiliyor. Ona göre Asteriks zekâsı gücüne üstün gelen cin gibi bir ufaklık olacaktı. Bununla birlikte Uderzo her durumda güçlü bir arkadaşa ihtiyaç olduğunu düşünüyordu ve Goscinny de bunu kabul edince Hopdediks doğdu. Goscinny’nin ölümünden sonra Uderzo’nun çalışmalarına daha seyrek aralıklarla devam ettiği biliniyor. Kendi yayıncılık şirketi Les Editions Albert-Rene’yi kuran Uderzo o zamandan beri tek başına yazıp çiziyor. Şirket Albert Uderzo ve kızı Sylvie ile Goscinny ailesine ait. Ancak dizinin ilk yayıncısı olan Dargaud, ilk 24 albümün yayın haklarını elinde tutuyordu. 1990’da Uderzo ve Goscinny aileleri Dargaud’u dava ettiler. Uzun süren dava sonucunda 1998’de Dargaud albümler üzerindeki haklarını kaybetti. Uderzo, bu hakları kendi şirketleri olan Albert-Rene yerine Hachette’e satmaya karar verdi. Başlangıçta kendisinin ölümünden sonra dizinin devam etmesini istemeyen Uderzo, geçen yıl bu kararını değiştirerek kendi şirketindeki hisselerini de Hachette’e sattı. Kızı Sylvie’nın açık saldırısına hedef olan bu karara karşı, Anne Goscinny de haklarını satınca işler iyice tartışmalı bir hal aldı.
İlk kez Pilote dergisinde yayımlanan Asteriks’in maceraları 1961’de Galyalı Asteriks başlığı altında kitap olarak yayımlandı ve sonra da yıllık kitaplar olarak çıkmaya devam etti. Galyalı Asteriks yalnızca 6 binlik bir satış rakamına ulaşırken 2005’teki son albüm “Gökkubbe Başına Yıkılıyor” sadece birkaç haftada 3 milyondan fazla sattı. Dizinin biri kısa öykülerden oluşan 33 ana kitabı Türkçe de dahil 100 dile çevrildi. ABD ve Japonya’da az tanınan dizi, Avrupa’nın yanı sıra Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika coğrafyalarında ünlü. Bir dizi bilgisayar oyunu ve başka alanda kullanımının yanı sıra, Asteriks serisinden sekiz animasyon ve üç stüdyo filmi üretildi. 1989’da Paris yakınlarında açılan Asteriks Parkı da yıllık 1.6 milyon ziyaretçi ile Fransa’nın en popüler turistik mekanlarından biri olma özelliğini kazandı. Asteriks kavga-dövüş sahneleri ve diğer görsel unsurlarıyla çocuklara hitap ederken, ince gönderme ve kelime oyunlarıyla büyüklerin vazgeçilmezleri arasına da girmeyi başardı. Asteriks'in maceraları; derin bir tarih, politika, felsefe birikiminin yanında Fransızlara özgü bir mizah anlayışını da içeriyor...
SEVİMLİ KAHRAMAN ASTERİKS'E, HOPDEDİKS'E VE GALYA KÖYÜNÜN TÜM SAKİNLERİNE MİZAHHABER OLARAK SEVGİLERİMİZİ SUNUYORUZ...
01 Kasım 2009 Pazar
Karikatürcüler Derneği'nin 40. yılı etkinlikleri kapsamında, ustalara yönelik albüm çalışmalarından; Eflatun Nuri Erkoç için hazırlanan karikatür Karikatürcüler Derneği merkezi'nde açılan bir sergi tanıtıldı.
Eflatun Nuri'yi kızı Sema Erkoç Çağlar anlattı...
İki yıl önce kaybettiğimiz ve usta çizgilerinin yanısıra renkli kişiliğiyle de belleklerimizden hiç silinmeyecek olan ustanın albüm tanıtımı ve sergisinde bulunmak için yaşadığı kent İzmir'den katılan kızı Sema Erkoç Çağlar ile yakın dostları karikatürcüler hazır bulundu...Dernek başkanı Metin Peker, hazırlanan albümle ilgili olarak yaptığı açış konuşmasından sonra, Eflatun abinin kızı Sema hanım da konuşmasında derneğimize teşekkür etti ve babasının çok büyük bir sanatçı olduğunu hatırlattı, "hayatı dolu dolu olan bir insandı" dedi. Gazeteci dostlarından Hatice Özbay ile karikatürcülerden Yurdagün Göker, İbrahim Tapa, Nuri Bilgin de ustamızla ilgili anılarını paylaştılar. (Haber: Akdağ Saydut)

- Bilader sen bilirsin, nedir bu "ıslak imza denen akla ziyan katakulli vaziyetleri yaaaa?..
- Sorma be kardeşim...Ülkede öylesine bir tezgah dönüyor, herşeyin öylesine bir suyu çıktı ki, işte o çıkan sudan damlayan damlalar sonunda imzaları da ıslattı!..
- Sence bu imza kuruyacak mı?..
- Ülke kurumuş zaten kardeşim... İmza artık yaş olsa kuru olsa ne yazar... Tek bir zihniyetin hakim olduğu dinci bir Faşizm diktatörlüğüne dönüşmüş durumdayken yaşanan bu akla ziyan durum için artık söylenecek en ayıp şey şey belki de şu; YAŞ MI DA KURU MU İMZANIN SONU!!!!!
30 Ekim 2009 Cuma
Yazılı medyada yıllar önce yaşanan fay kırılmasının ortaya çıkardığı figürlerden biridir aslında Serdar Turgut. Yazdıklarına bakıldığında Kuzey Penis-ilvanya fay hattındaki ani bir kırılma sonucu ortaya çıktığını sanıyorum!..
Charles Bukowski’nin kötü bir kopyası olmasının ötesinde derme-çakma Woody Allen’lığa da soyunan ama bunu becerecek mizahi donanıma ve altyapıya da sahip olmayan Serdar bey, yıllardır “o penis senin, bu penis benim” türünde zaman zaman mide bulandıran, zaman zaman ucuz mizah kırıntıları bulaşmış abuk yazılar yazıyor. Bunlara mizah diyor, olmuyor kara mizah diyor. Aslında bir psikiyatrist koltuğunda uzanarak söyleyeceği şeyleri insanlara yıllardır köşe yazısı diye gayet güzel yediriyor.
Bu zat zamanında Hürriyet’te palazlandı ve servise sokuldu. Giderek öylesine hak etmediği noktalara getirildi ki; Akşam’da bir ara genel yayın yönetmenliği bile yaptı. Medyada hakim olan figürlerin çoğu bu zatı traktör lastiği gibi pompaladı. İşin acı yanı her yazdığı mizah sanıldı. Onun yazdıklarını mizahın absürd özgürlük alanında gören, adeta kara mizah şaheseri sanan destekçisi köşe yazarları onun azgınlaşma sürecine kalemleriyle sonuna dek destek verdiler. Ne de olsa onlar da mizahın zaten epeydir talan edilmiş alanına kalemleriyle hoyratça dalmışlardı bir kere.
Serdar bey, mizahın ne denli ince zeka gerektiren bir iş olduğunun farkında bile olmayan ama medyanın nerdeyse tamamına hakim bir kesim tarafından alkışlanınca da doğal olarak dizginlenemez bir şımarıklık içine girdi. Santimetre hesaplarına pek meraklıydı ama an geldi çaptan düşme hesabını da iyi yapamadı. Son olarak şarkıcı Rojin’i “Dağa kaldırıp seks kölesi yapmak istediğini” yazdı. Tepki görünce özür diledi ama özür yazısında da aslında aynı üsluba devam etti.
30 yıldır hem mizah yazarı hem de karikatürcü olarak hayatının tamamını mizaha adamış, sadece mizah üreterek yaşayan, geçinmeye çalışan, şu ana dek üçyüzbinden fazla satmış 38 kitap yayınlamış, mizaha uzun yıllardır teorisiyle-pratiğiyle-tarihiyle meraklı bir mizahçı olarak benim asıl üzüldüğüm, kızdığım Serdar Turgut’un bu yazdıklarına “mizah” denmesi. Ne kara, ne absürd… Mizah bu değil dostlar. Bu eğer mizahsa bu tür bir mizahın ulaştığı nokta “Recep İvedik” mizahıyla aynı noktadır!.. Mizahın hası kendini beğenmişlikle, ukalalıkla atbaşı koşturmaz. Tam tersine bu işin doruk noktası kendi kendinle dalga geçebilmektir. Magandalığa övgü değil, eleştiri getirir mizahın hası. Sn. Turgut; eleştiri getirenlere “Mizahımı anlayacak kadar zeki değilsin” diyerek Amerikan kovboy kasabası kurnazlığıyla sıyrılamazsınız mizaha verdiğiniz zarardan…
Köşe yazarı herkesin adeta babadan mizahçı kesildiği, mizah dergilerinde bile mizah yazarlarından çok başka yazarların cirit attığı, gerçek mizah yazarlarının adeta geri dönüşüm kutusuna atıldığı bir ülkede yaşam sebebim olan can dostum mizahın bu denli hoyratça harcanmasına tepki gösteriyor ve diyorum ki; “Ey Serdar Turgut, ne yaparsan yap, sorun senin sorunun ama şu yazdıklarına çıkıp da artık ‘mizah’ filan deme. Bu işler için mizahı kullanma. Mizah sizin aracı kurumunuz değil. Mizah bu denli sakil, bu denli grotesk ötesi olunca zaten tepemize çökmüş bulunan; ağır ol da molla desinler toplumuna yarıyor tüm bu yazılanlar. İslamcı bir faşizme kaymış olan bu akla ziyan toplumda giderek yok olmakta olan muhalif soluk alanımız, can dostumuz mizah zaten onu yok etme peşindeki güçlerden darbe üstüne darbe yiyor. Yeterince kan kaybetmiş, yaralanmış, hayat karşısında hiç olmadığı kadar geri düşmüş mizaha arada çıkıp iki tane de sen çakma artık!.. Yeter!.. Yani senin üslubunla demem o ki; Penisini al da git!..”
Muhammed Peygamber'i sarığında bir bombayla çizerek dünya üzerinde bir "KARİKATÜR KRİZİ"ne yol açan Danimarkalı karikatürcü Kurt Westergaard, bir suikast girişiminin ortaya çıkarılmasından sonra yeniden saklanmak zorunda kaldı.Kurt Westergaard yaklaşık dört yıldır hapis hayatı yaşamaktan şikayetçi.
Üç yıl boyunca halk içine pek çıkmayan Westergaard, polis ile istihbarat servisi tarafından gece gündüz korundu. Ancak bu yılın baharında bir mahkum gibi yaşamaktan bıktığını söyleyerek, adeta bir kaleye dönüştürülen evindeki korumaları uzaklaştırdı.
'Yaşlıyım, korkmuyorum'
O dönemde tanıştığım Westergaard, ilerleyen yaşının korkuyu unutmasına yardım ettiğini ve Danimarka istihbarat örgütü PET'e güvendiğini söylemişti. Mickey Mouse Projesi'ni araştıran Amerikalı ajanlar, zanlılardan Davud Gilani'nin 2006'da ismini David Headley'ye çevirdikten sonra Jyllands-Posten binasını ziyaret ettiğini ve keşif yaptığını açıkladı.
Bunun üzerine Westergaard gazetenin internet sayfasına yazdığı bir mektupla yeniden gizlenmek zorunda kalacağını duyurdu. Böylece Westergaard hala saklanmakta olan diğer meslektaşlarına katılırken, Danimarka Müslümanlar Konseyi bir mesaj yayınlayarak suikast komplosunu kınadı, terörün İslam'a, değerlerine ve temel ilkelerine aykırı olduğunu söyledi.
Konseyin açıklamasında "Herhangi bir hedefe saldırmak, tüm bir topluma ve halka saldırmakla birdir. Bu nedenle de hazırlaıklarında son aşamaya gelmiş görünen bir terör saldırısının engellendiğine memnunuz." denildi. (HABER KAYNAĞI: BBC)

İ. Bülent Çelik'in 29 Ekim 2009 tarihinde Vatan gazetesinde yayınlanan karikatürü... Sevgili Çelik karikatürün altına şu notu düşmüş: "Bundan neredeyse 1800 yıl önce söylemiş Sasani hükümdarı Hüsrev.. 'Bir devlet iki türlü yönetilir. Ya bilimle, ya zulümle!' Zulümle yönetilen bir devlet de zengin olabilir. Okullara, hastanelere, yollara, uçaklara sahip olabilir.. Ama insanları, kazara Zulmeden'e çarpılmaktan korkarak evinin önünde bile oturamaz. Çarpılırsa da hakkını arayamaz.. HAKKINI ARAYAMAZ! Bilimle yönetilmenin asıl tercih nedeni budur. "
29 Ekim 2009 Perşembe
Kutlanacak bir Cumhuriyet bile bırakmayan iğdiş edilmiş bir ülkede girdik Cumhuriyetin 86. yılına... Bu yüzden kutlamaktan çok anmak istedik Cumhuriyetin 44. yılından kalma bir Semih Balcıoğlu karikatürüyle bugünü...
Bizi hüzün basıyor artık böyle günlerde... Çok yüzlülerden olamadık bir türlü... İkiyüzlü de değiliz... Samimiyiz... Mizahçıyız ne de olsa... Dedik ya başta da, kutlamaktan çok anmak istiyoruz sadece içini bir güzel boşalttığımız o Cumhuriyeti... Sahi bu arada içi elbirliğiyle boşaltılmış bu Cumhuriyet, hala coşkuyla kutlayabilenlere; KUTLU OLSUN!..
CİHAN DEMİRCİ-MİZAHHABER
ORHAN DOĞUKARİKATÜR
Anadolu Üniversitesi Karikatür Sanatını Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından düzenlenen Orhan Doğu Karikatür Sergisi 4 Kasım 2009 Çarşamba Saat: 17.30'da Eskişehir Eğitim Karikatürleri Müzesi’nde açılıyor.

Orhan DOĞU; 1932 yılında İstanbul Eyüp’te doğdu. Karikatür çizmeye ortaokul yıllarında başladı. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi İç Mimarlık Bölümü’nü bitirdi. Akbaba, Tef, Dolmuş dergileriyle çeşitli gazetelerde karikatürleri yayımlandı. Reklam Ajansları için karikatürlü reklamlar tasarladı. Dekoratörlükle karikatürcülüğü birlikte yürüttü. Yurt içinde ve dışında yapılan yarışmalarda ödüller kazandı. 1953 yılında Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği Yunus Nadi Yarışması’nda birincilik ödülü, 1975 yılında İtalya’nın Vercelli kentinde yapılan uluslararası yarışmada özel ödül, 1980 de Doğayı Koruma Derneği Ödülü bunlardan bazıları… Ayrıca Orhan Doğu; kişisel sergiler açtı, karma sergilere katıldı, ulusal ve uluslararası yarışmalarda jüri üyeliği yaptı. Bir dönem Karikatürcüler Derneği Başkanlığı’nı da yürüttü (1990).Orhan Doğu; karikatürlerinde renk kullanmayı sever, ayrıntı ve titiz çalışma ustasıdır, bir ağacın yapraklarını teker teker yapmaktan zevk alır, noktayı bile hesap ederek yerine koyar. Orijinal büyük boy çalışmalardan oluşan Orhan Doğu sergisi 4 Aralık 2009 tarihine kadar sürecek.
Açılış: 4 KASIM 2009 Çarşamba Saat: 17.30
Yer: Anadolu Üniversitesi Eğitim Karikatürleri Müzesi
Akcami Mh. Malhatun Sk. No:6 Odunpazarı ESKİŞEHİR
Sergi Süresi: 4 KASIM 2009 – 4 ARALIK 2009
28 Ekim 2009 Çarşamba
Ratip Tahir Burak da ülkemizde yaşamış pek çok sanatçı gibi değeri yeterince bilinmemiş imzalardan biridir. Özellikle çizgi romancı yönüyle öncü sayılabilecek isimlerden biri olmasına rağmen adı pek geçmez. Sanırız milletvekili olmasından sonra bu imzaya biraz da kendisi hasar vermiştir.
Burak 1904’te İstanbul’da doğdu. Burak, 1921'de Yüksek Deniz Ticaret Okulu’nu bitirdi. İlk karikatürleri 1922'de Aydede mizah dergisinde yayınlandı. 1925’te denizciliği bırakarak tümüyle karikatüre yöneldi. Resim öğrenimi için gittiği Paris’ten dönüşte (1928) Kabataş Erkek Lisesi resim öğretmenliğine atandı; Karikatür, Karagöz, Amcabey, Akbaba gibi dergi ve gazetelere karikatürler çizdi. 1936'da Ankara’ya yerleşti ve Ulus gazetesinde çizmeye başladı. 1950’de tekrar İstanbul’a döndü, Hürriyet gazetesinin Pazar ilavesinde tam sayfa karikatürleri yayımlandı. Sıkı bir muhalif çizer olarak Demokrat Parti iktidarını eleştiren çizgilere ağırlık verdi. 1956’da Halk gazetesini çıkardı; aynı yıl karikatürü nedeniyle 18 ay hapse mahkûm oldu. 27 Mayıs sonrasında Kurucu Meclis üyeliğine seçildi; 1961’de CHP İstanbul milletvekili olarak TBMM’ye katıldı. Başta da dediğimiz gibi milletvekili olması karikatürcülüğüne zarar verdi. Çünkü artık bir partinin adamı olarak özgür düşünme özelliğini yitirdi. Bu tarihten sonra "muhalif" çizer özelliği de epeyce hasar gördü.
- Anne, bunu adı ne?..
- Aman yavrum, yaklaşma... İnsan!..
Sol tarafta kendi çizgisiyle, muhalefet bayrağına sarılmış Ratip Tahir Burak'ı görüyorsunuz. Çizgi romancılığımızdaki öncü imzalardan biridir... Daha çok, ünlü Türk denizcilerinin yaşamını ve kahramanlıklarını konu edindiği çizgi romanlarında, resimli roman estetiğini ön planda tuttu; tarihsel olayları abartısız çizgilerle resimli romana aktardı. Döneminde çizgi romanda "kopyacılık" hakimken o kopya bir çizgiyi tercih etmedi. Tarihsel konulu resim geleneğinin önde gelen temsilcilerinden sayılan Burak’ın yayımlanmış birçok karikatür albümü ve tarihsel çizgi romanı vardır. Bilinen kitaplarından bazıları: Karikatürcünün Şakaları (1953), Hapishane Hatıraları (1963), Barbaroslar (1963) Tarihsel konulu çizgi romanlarıyla tanınan karikatürist Ratip Tahir Burak 28 Ekim 1977'de İstanbul’da öldü... Ölümünün 32. yılında MİZAHHABER olarak sevgiyle anıyoruz...MİZAHHABER-CİHAN DEMİRCİ
27 Ekim 2009 Salı

Semih Balcıoğlu... Karikatüre adanmış 78 yıllık bir ömür... 78 yaşında gelen son nefese dek karikatür çizen bir usta... 27 Ekim 2006 tarihinde, son karikatürünü çizdikten sonra, 78 yaşında aramızdan ayrılan Semih Balcıoğlu'nu yitireli bugün 3 yıl oldu. Bugün mezarı başında anılan Semih Balcıoğlu'nun kurucusu olduğu Karikatürcüler Derneği, onun ölüm yıldönümünden bir gün önce açtığı 40. yıl sergisine gelen çizerlerin sohbetlerinde de anekdotlarla anımsandı... Semih Balcıoğlu bir çizerin karikatürcü olabilmesi 3 önemli aşamadan söz ederdi. Birincisi o çizerin basında yani dergilerde-gazetelerde çizmiş-çalışmış olması, ikincisi o çizerin sergiler açmış olması, sergilere katılmış olması, üçüncüsü ise o çizerin karikatür albümleri yayınlanması... Türk karikatürünün en fazla karikatür albümü yayınlamış bu üretken ustasını 3. ölüm yıldönümünde MİZAHHABER olarak sevgiyle anıyoruz...
Karikatürcüler Derneği'nin 40. kuruluş yılı anısına hazırlanan karikatür sergisi, 26 Ekim Pazartesi akşamı, Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisinde kalabalık bir davetli topluluğu önünde açıldı. 200'e yakın karikatürcünün birer karikatürüyle yer aldığı 40. yıl sergisi 13 Kasım Cuma gününe dek açık kalacak...
1969 yılında Semih Balcıoğlu, Ferit Öngören ve Turhan Selçuk tarafından kurulan ve 2009 yılında 40. yılına ulaşan Karikatürcüler Derneği, 40. Yıl etkinlikleri kapsamında üyelerinin birer karikatürle katıldığı büyük bir karikatür sergisi açtı. 26 Ekim 2009 Pazartesi akşamı18'de Beyoğlu-Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisinde bir kokteylle açılan sergide özellikle karikatürleri sergilenen çizerler sergi salonunu doldurdu. Uzun zamandır bu denli kalabalık bir çizer topluluğunu birarada görmemiştik. Bu kalabalık topluluk 40. yıl sergisiyle biraraya gelmiş oldu. 21'e kadar süren sergi kokteylinde karikatürcüler birbirleriyle sohbet etme olanağı bulurken, derneğin 1979'da açtığı sergiden sonra ilk kez bu denli büyük katılıma sahip bir sergi düzenlediği gerçeği ortaya çıktı. 40. Yıl sergisi İstikal Caddesi üzerinde, İsveç Konsolosluğunun karşısına denk düşen Ziraat Bankası Sanat Galerisinde 13 Kasım tarihine dek izlenebilir...
Sergide karikatürleri olan karikatürcülerden bir bölüm...
Sergideki en toplu fotoğraflardan biri...
Sergiye karikatürleriyle de katılan çizerlerden bir grup... Soldan sağa; Kamil Eser, dernek başkanı Metin Peker, Hatay Dumlupınar, Cihan Demirci, Canol Kocagöz, Semih Poroy, Kemal Özyurt. Önde çömelmiş durumda; Ergin Gülen, İbrahim Tapa ve Atay Sözer...
50. kuşağının aramızda olan son ustalarından Tonguç Yaşar, dernek genel sekreteri Aziz Yavuzdoğan ve Cihan Demirci...
MİZAHHABER yayıncısı Cihan Demirci, sergide yer alan karikatürünün önünde...
(Fotoğraf: Yaşar Fırat)
Prof. Dr. Nusret H. Fişek anısına, Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı ve Karikatür Vakfı tarafından düzenlenen “Çalışan Çocuklar” konulu karikatür yarışması sonuçlandı. Tan Oral, Prof. Dr. Gürhan Fişek, Kâmil Masaracı, İzel Rozental ve Nezih Danyal’dan oluşan seçici kurulun değerlendirmesi sonucunda yarışmanın tek ödülü olan “Büyük Ödül”ü Cemalettin Güzeloğlu kazanmıştı. Ancak bir kez daha "benzer karikatür" sendromu yaşandı ve Güzeloğlu’nun karikatürüne “daha önce benzerleri yapıldı” itirazı geldi. Bu durum karşısında Güzeloğlu, kendi isteğiyle yarışmadan çekildi. Seçici kurul, aldığı oyları göz önüne alarak Muharrem Akten’i “Büyük Ödül”e değer gördü. Zaman zaman MİZAHHABER'e ilettiği portrelerinden de tanıdığımız Muharrem Akten'i kutluyoruz... 25 Ekim 2009 Pazar
ALTAN 
Füsun Erbulak, eşi Altan Erbulak'la ilgili duygularını paylaşıyor...
Babası Altan Erbulak'ı çocuk yaşta yitiren Sevinç Erbulak'ın, ondan bahsederken gözleri gene ışıl ışıldı..
Soldan sağa: Turgay Olcayto, Metin Peker, Nail Güreli, Cihan Demirci, Aziz Yavuzdoğan...

Aslında gazeteciliğinin yanı sıra kendisi mizah yazarlığı ve mizah yayıncılığı yanı da bulunan duayen gazeteci Nail Güreli Altan Erbulak'ı anlatıyor...

Cihan Demirci, Sevinç ve Füsun Erbulak'la birlikte...
Onu yitirdiğimiz 1988 yılından beri, hakkında pek çok yazı yazan, anı ve anekdot aktaran Cihan Demirci, konuşması sırasında Altan Erbulak'ın kapısının altından atılan bir tiyatro oyununuyla ilgili ilginç anısını da aktardı...
Altan Erbulak karikatür albümü ve karikatür sergisi etkinliğinde, Karikatürcüler Derneğinin mütevazı salonunu dolduran çoğunluğu karikatürcü dostlar...
(Fotoğraflar: Aziz Yavuzdoğan-Akdağ Saydut-Cihan Demirci)
http://www.tiyatrom.com/2010_omur_kurum_01.htm
23 Ekim 2009 Cuma
23 Ekim 2009 Cuma tarihli Hürriyet gazetesi her sabah olduğu gibi, kahvaltı sırasında gene elimde. 61 yıllık bu gazetetenin yıllar yılı bir kültür-sanat sayfası bile yoktu. Nasıl olduysa Hürriyet sonunda sanata da sayfa ayrılabileceğini anımsadı ve sevgili İhsan Yılmaz dostumuzun yönetiminde ona bir kaç gün önce bir sayfa açtı. İşte o sayfadaki bir habere dalıyor birden gözlerim... "Elveda Rumeli Sesini Kaybetti" diyor haber başlığında. Haberi okumaya başlayınca içim bir tuhaf oluyor. Daha geçen yıl mizahsever dostumuz İlat Yenidoğan'dan gelen bir telefon sayesinde İzmir Karşıyaka'da yaşadığını öğrendiğim ve sonrasında telefonla konuştuğum ama bir türlü yüzyüze gelemediğim Hayri Önder bu habere konu olan... Haberde onun çok önemli bir mizah dergisini yayınladığına dair en ufak bir bilgi yok tahmin edebileceğiniz gibi. Eeee 1972 çıkmış ve ömrü aslında çok kısa sürmüş, baştan sona absürd, tek kişilik kadrosu Suavi Süalp'ten ibaret olan ve Suavi Süalp'in 1973'te Gırgır'ın yazarı olmasıyla sendeleyen bu dergiyi kim anımsayacaktı ki?..
SALATA 70'Lİ YILLARIN ÇOCUKLARINI MİZAHÇI YAPAN DERGİYDİ!
Oysa Salata, 140 yıla ulaşan mizah dergiciliği tarihimizde çok ama çok özel yeri olan bir dergidir. Salata benim çocuk yaşta mizaha çocukça adım atmamı sağlayan dergidir.10 yaşlarında okuru olduğum Salata'yı Suavi Süalp adlı bir mizahçının tek başına yazıp-çizerek hazırladığını öğrenince, bu dergi bende çocukça bir heves yaratmıştı ve henüz 4. sınıfa giderken kendi kendime mizah dergileri yapmaya başlamıştım evde. Önceleri ev halkına okuttuğum bu dergileri daha sonra okulda arkadaşlarıma okutacak, işi ilerde fotokopiye dek götürecektim. Bana bu enerjiyi, bu isteği verenler derginin tek yazarı-çizeri Suavi Süalp ile yayıncısı Hayri Önder'di... Mizah tarihimizin efsaneleşmiş dergisi GIRGIR, SALATA'dan sadece 2 ay sonra çıkmıştı. Salata'nın verdiği itici gaz, aslında bir mizah sayfası-köşesi olan Gırgır'ın da dergiye dönüşmesinde etkili olmuştur. Gırgır'ı çıkaran sevgili ustamız Oğuz Aral, o dönem en büyük rakibi gördüğü Salata dergisiyle tatlı bir rekabete girmiş ve bir süre sonra Salata'nın herşeyi olan Suavi Süalp'i transfer ederek Gırgır'ı bu yarışta öne çıkarmıştır. Hayri Önder, gene Suavi Süalp'le "ÇAPKIN HIRSIZ" adlı bir çizgi roman dergisi daha çıkarmıştır.HAYRİ ÖNDER'LE KISMET OLMAYAN RÖPORTAJ
Geçen yıl adresini ve telefonunu aldıktan sonra sevgili Hayri Önder'i aradım. Benim 1999 yılında, 10 yıllık bir çalışmayla hazırladığım "Bir Mizah Dehası Suavi Süalp" adlı biyografik çalışma belli ki onu çok mutlu etmişti. Bu kitabı hazırlarken onunla çalışmış mizahçılarla konuşmuş, röportajlar yapmıştım ama Hayri ağabeyle konuşamamıştım. Bana bu kitaptan duyduğu mutluluğu dile getirmişti telefonda. Çünkü 1981 yılında çok erken yaşta henüz 55'indeyken aramızdan ayrılan Suavi Süalp adı fena halde kaynamış bir mizah dehasıydı. Mizahımıza pek çok yenilik getirmiş bu öncü isim bu kitapla yıllar sonra yeniden anımsanmıştı. Eğer bu kitabın yeni basımı olursa kullanmak üzere, Suavi Süalp'le ilgili kitapta yer almayan bilgiler, anekdotlar aktarabileceğini söylemişti. Ne yazık ki, yayın dünyası 10 yılımı vererek hazırladığım "vefa" yüklü bu kitabı hazırladığıma bile pişman etmişti beni. Ülkemizde ta 50'li yıllardan başlayarak "absürd" mizaha tek başına öncülük etmiş Suavi Süalp gibi "öncü" bir dehayı yeniden gündeme getirmekti tek amacım. Kitaba zerre kadar sahip çıkmayan, baskısı çok kısa sürede bitmesine rağmen ne yazık ki bu anlamlı kitabı yok sayan İnkilap Kitabevi, kitap sonrası Suavi Süalp'in ilk eşinden olma kızının yaşattığı bazı tatsızlıklar nedeniyle mizah tarihimizin adeta yok sayılmış bir dehasına ait bu kitabı adeta bir köşede unutuvermişti...
Yaşadığım kimi talihsizlikler Hayri Önder'le İzmir'de bu söyleşi için biraraya gelmemizi engelledi ne yazık ki. Aradan bir yıldan fazla bir zaman geçti ve 23 Ekim sabahı onun ölüm haberi çıktı gazetede karşıma. Hayri Önder, bir Balkan göçmeniydi, Manastır doğumluydu, şimdi gelin onu biraz tanıyalım...
HAYRİ ÖNDER KİMDİR?
1927 yılında o zamanki adıyla Manastır şehrinde dünyaya gelen Hayri Önder (Demirovski) Nazi işgali döneminde küçük yaşta dağa çıkıp ülkesini korumaya çalışanlarla birlikte mücadele etti. Yugoslavya kurulduktan sonra devlet tarafından yeni açılan matbaa okuluna parasız ve sınavsız alındı. Dört yıllık okulu üç yılda bitirerek ilk diplomayı aldı. Üsküp Radyosu sınavını kazanarak çalışmaya başladı ve besteler yaptı.
1954 yılında anavatanı Türkiye'ye göç etti. İstanbul'da çeşitli işlerde çalıştı, kısa sürede yazarlar arasında yer edindi. "Salata" adlı mizah dergisini ve "Çapkın Hırsız" dergisini çıkarırken yanında yazar-çizer olarak Suavi Süalp vardı. Rıfat Ilgaz, Suavi Süalp, Kandemir Konduk, Sinan Gürdağcık, Nejat Uygur, Oğuz Aral, Tekin Aral gibi mizahçılarla çalıştı. Emekli olduktan sonra Karşıyaka'ya yerleşen Önder, yakalandığı hastalık sebebiyle bir süredir tedavi görüyordu.
Hayri Önder'in gençlik dönemlerinde yazdığı şarkısı "Doğduğun Yer Bitola (Manastır)", Makedonya'nın kurulmasından sonra halkın oylarıyla yılın şarkısı seçildi. Manastır Belediye Meclisi, tarihinde ilk defa 2007'de fahri hemşehri unvanını Önder'e verdi. Oradan bir heyet Karşıyaka'ya gelerek, beratını ve plaketlerini kendisine takdim etti. Türkçe ve Makedonca dışında Sırpça, Bulgarca ve İtalyanca da bilen Hayri Önder, üç çocuk babasıydı. Baştan sona renkli bir yaşama sahip olan Hayri Önder'in cenazesi, 23 Ekim Cuma günü Karşıyaka Mevlana Camisi'nde öğlen namazını müteakip kılınacak cenazesi namazından sonra kaldırılarak, Doğançay Mezarlığı'nda defnedilecek. Sevgili Hayri Önder'e hem mizahımıza, hem yayıncılığımıza hem de müziğimize kattığı renk için teşekkür ediyoruz...
CİHAN DEMİRCİ- MİZAHHABER (23-Ekim 2009)
---------------------------------------------------------------
ERDOĞAN BOZOK
HAYRİ ÖNDER'İ ANLATIYOR...
Karikatür ve Mizah Müzesi müdürü, karikatürist Erdoğan Bozok, Hayri Önder'le ilgili şu satırları iletti MİZAHHABER'e... Okuyalım...
"1956 ... Demek ki Hayri Önder'in Türkiye'ye geldiği yıllar başlamış dostluğumuz. Ben onu Babıali'de,o günlerde revaçta olan (kopya ressamlığıi) ndan tanıyorum. Devir ofset devri... Özellikle çocuk yayıncılığı, yabancı dergilerden apartma resimli romanlardan geçiniyor. Bunun için kimi ressamlar aydıngerlere çektikleri kopyalardan para kazanıyordu. Ben,Göçmen Hayri (Önder), Sabahattin Yılmaz, Şemsi Güner... Şu anda aklıma gelen isimler. Ben Hamit Şendur'un Çocuk Yayınları yayınevinde çalışıyordum. Hayri İstanbula yeni gelmiş, beş parasız, ailesini de yaşatmak zorunda, ne bulursa, kaç para olursa yapmak zorunda bir garibandı... Masasında çizerken Rumeli türküleri söylerdi. Besteciliğini filan bilmez, dalga geçerdik. Sonraları Nil Yayınlari'nin sahibi Adnan ile birlikte RED KİT dizisini (kopya) çizmeğe başladı. Daha sonra ben Babıali'den ayrıldım. Arada onu ziyaret ediyordum. Sonra, at yarışından külliyetli bir para kazanmış ve yayıncılığa atılmış diye duydum... Ben müze yönetiminde iken bir iki kez ziyaret etti. Ve vefatını duydum... Nur içinde yatsın..."
22 Ekim 2009 Perşembe
Karikatür sanatçıları; Ferit Öngören, Semih Balcıoğlu ve Turhan Selçuk tarafından 1969 yılında kurulan Karikatürcüler Derneği 2009 yılında 40. yılını kutluyor. Bu kutlamaları yıl içersinde bir kaç etkinlik düzenleyerek sürdüren dernek; 40 yıl kutlama etkinlikleri kapsamında bu kez büyük bir karikatür sergisi düzenliyor…
Dernekten aldığımız bilgiye göre; Geçmişten günümüze; Türk karikatürünün önemli çizerlerinin orijinal karikatürlerinden oluşan eserler, Ziraat Bankası’nın İstanbul Beyoğlu -Tünel'de bulunan galerisinde sergilenecek… 26 Ekim 2009 Pazartesi günü saat: 18.00-20.00 arasında düzenlenecek bir kokteyl ile açılışı yapılacak olan sergi 10 Kasım’a kadar izlenebilecek. Karikatürcüler Derneği 26 Ekim'deki 40. Yıl Sergisi açılışına karikatürcüleri ve karikatürseverleri davet ediyor.
40.Yıl sergisinin davetiyesinde, derneğin 3 kurucusunun altında imzalarının bulunduğu derneğin amblemiyle ilgili şu sözler dikkatimizi çekti: "Karikatürcüler Derneğinin amblemi olan kaktüs demokrasiden yana hoşgörülü ve barışçıl bir dünyanın kurulması yolunda her zaman çaba gösteren mizahın yani gülen düşüncenin ve onun evrensel dili olan karikatürün de simgesi gibidir. Bu kaktüs dünyanın ortasına onu yaşanır olmaktan çıkarmak isteyecek gülmeyen düşünce sahiplerini tedirgin etmek için dikilmiştir."
Bilindiği gibi Karikatürcüler derneğinin düzenlediği Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması sonrasında oluşan benzer karikatür tepkileriyle, kısa bir süre önce DonQuichotte sitesinde bazı çizerler çizdikleri karikatürlerde, Karikatürcüler Derneğini, Turhan Selçuk imzalı bu amblemin aracılığıyla eleştirmişlerdi...

- Yaaa kardeşim görüyor musun, sürekli hayvan adı taşıyan bir hastalık yaratılır oldu insanoğlu tarafından... Anlaşılan normal grip aşıları fazla satmıyordu ki şimdi de DOMUZ GRİBİ çıkardı bu gözü doymaz İLAÇ FİRMALARI...
- Yaaa bilader sen onu boş ver de bana asıl koyan o kadar hayvan bu işten nasipleniyor da neden bir ÖKÜZ GRİBİ çıkmıyor?.. Öküzlerin günahı ne?.. Bizim itibarımız bu kadar düşük mü?.. Oysa insanoğluna çok yakışan bir hastalık ismi olabilirdik... Dur bakalım belki de bir sonraki hastalıkta sırada biz varızdır, ben hala ümidimi kesmedim insanoğlunun öküzlüğünden...
(C.D.)
21 Ekim 2009 Çarşamba
Zaman zaman karikatürleriyle MİZAHHABER'e de katkıda bulunan, yıllardır Milliyet gazetesinde Melih Aşık'ın "Açık Pencere" köşesinde editoryal karikatürler çizen sevgili karikatürcü arkadaşımız Ercan Akyol'un Editoryal Karikatürler Sergisi 5 Kasım'da Schneidertempel'de açılıyor... Sergi 6 Aralık 2009'a kadar izlenebilecek.
Tel/Faks: 0212 249 01 50
e-mail: sanat@schneidertempel.com
Günümüz insanı her geçen gün daha asık suratlı bir halde. İnsanoğlu şiddetin, korkunun, tedirginliğin, ekonomik krizlerin pençesinde gülmeyi-gülümseyi hepten unuttu. Gülümsemeyi unutanların dünyasında palyaçolar Meksika'da biraraya geldi ama işin trajikomik yanı onlar da kendi sorunlarını konuştular...
AP'nin haberine göre; Dünyanın bütün palyaçoları Meksika’nın başkenti Meksiko’da buluştu. İri kırmızı burunlu, rengârenk giysileriyle 14. Latin Amerika Palyaçolar Konvansiyonu’nda buluşan palyaçolar, sorunlarını gündeme getirdi. Yaklaşık 800 palyaçonun katıldığı ve yarın sona erecek etkinlik, ekonomik kriz yüzünden gülmeyi unutan insanlara gülümseme molası verdi...
20 Ekim 2009 Salı
CİHAN DEMİRCİ-MİZAHHABER
19 Ekim 2009 Pazartesi
MİZAHHABER- Türk karikatürünün çok yönlü ustalarından Altan Erbulak'ı bundan 21 yıl önce 1988 yılında yitirmiştik. Karikatürcüler Derneği 40. yıl kutlamaları çerçevesinde; Türk karikatür ve mizah sanatına önemli katkılarda bulunmuş büyük usta Altan Erbulak'ın anısına düzenlediği Karikatür Sergisi ve Karikatür Albümünün tanıtımını 24 Ekim Cumartesi günü, saat:14'te Karikatürcüler Derneğinin Sultanahmet'teki Sergi Salonunda gerçekleştiriyor...
ALIN VERİN, AÇILIN…
Alın, verin, açılıma destek verin…
Irak bombalanır, insanlar ölür, nüfus azalır, kişi başına düşen gelir artar, demokrasi gelir.
Ilımlı insanlar en az 3 çocuk yaparlar, 3 çocuk yapınca aç kalırlar, aç kalan insan, bir kilo pirince oyunu satar, Ilımlı İslam gelir, tarikata girerler, tarikatlar onlara iş bulur, tarikata girenler alkol almazlar, sağlıklı olurlar. Herkes futbol, yarışma programları seyrederek uyutulur, uykusunu almış insan mutlu olur.
Tarikata girmeyen insanlar, aç kalır, içeri atılırlar. Bazı dönekler doğru yolu bulup, tarikata girerler, medyada boy gösterip, bol para kazanırlar, ılımlı tarikatçılar, döneklerin programlarına reklam verirler, bu dönek solcular “ılımlı”lık durumundan cennete giderler, cehennemin maliyeti azalır.
Alın, içeri tıkın, gözaltında can verin…
Water world’den süper emekli Kevin Costner, Water world açılımı istedi, Atlantis açılımı da isteyerek, “‘Atlantis’i tanıyın, benim hayallerimdeki açılım, sular altında kaldı, siz beni destekleyin, ben de sizdeki açılımı destekleyeyim, daha önce THY de çalışmıştım, referans verebilirim” dedi.
Alice harikalar diyarından da bi demokratik yazlık ev açılımı verseniz fena olmaz…Gözünüzü toprak doyursun, bizim Water world’de bi avuç toprak vardı da, biz mi görmedik?...
Kevin; ‘sizin ülkenizde sel felaketi çok oluyo, tam sel olduğunda Waterworld 2’yi ülkenizde çevireyim, masrafsız olur, film için bi yer buldum, boğazda ‘deniz feneri’ de görmüyo, çok güzel’ dedi.
Kevin, ülkemizde ezan sesini duyunca, “ben bunu water world’de de duymuştum, ben de Müslüman olmaya karar verdim” dedi… Kevin, kendisi gibi ayda ezan sesi duyan N. Amstrong’la, Water Moon açılımı filmini çekebilmek için, ayda yağmur duasına çıktı, yağmur yağmayınca sinirlendi.
Kevin, geçen ay, Farmville’de ‘düşler tarlası 2’ filmini çevirmek istemiş, çiftliğin kapatılıp, istimlak edilmiş olduğunu görünce vazgeçmişti.
Kevin, görev verilirse N.Amstrong’la aya gidip, orayı bombalayacağını söyledi
Ay, demokrasi gibi “sudan sebeplerden dolayı”, üç aylar boyunca bombalandı. Ayda neden oksijen-su yok, oksijen - su açılımı istiyoruz, bütün elementler istediğiyle tepkimeye girebilmeli, ayrıca aydaki toz bulutunu, yel değirmenlerine benzettiğimiz için özür dileriz.
Kevin, Water World – Türkiye dostluk maçı ayarladığını, maçın ayda, tarafsız sahada oynanacağını, gelirinin Waterworld’zedelere verileceğini açıkladı.
Kevin, milliyetçilerin “açılıma destek mi veriyorsunuz?”, sorusuna, “ben de milliyetçiyim, kurtları çok severim, hatta kurtlarla dans etmişliğim var, bana fırsat verilse, kurt açılımını destekleyebilirim, ayrıca her üniversite mezunu iş bulamaz demedim, adam olamaz” diyerek yanlış anlaşıldığını yineledi, domuz gribi aşısının ilk olarak Türkiye’de kullanılmasının devrim olduğunu, aşı sayesinde Türkiye’nin AB’ye hemen girebileceğini söyledi.
Biz, açılım yapmak istiyoruz, ne açılımı? Onu bilmiyoruz, emir büyük yerden… Ya ne olacak, çok açılmam, boyu geçmem… Alın verin yok pardon öğle değil…ne yapıp, ne edin, açılıma destek verin
Açılım yaparken göz çıkarma…
METİN AKBULUT

Muharrem Akten arkadaşımız bu kez NOBEL'li OBAMA'yı Beyaz Sarayının bahçesinde resmetmiş...
17 Ekim 2009 Cumartesi

Birol Çün arkadaşımızın MİZAHHABER'e ilettiği karikatürdeki gibi MEDYANIN SOYağacı artık SOYTARILIKTAN ibaret bu ülkede...

Malum, yıllardır dünyanın baş jandarmalığını yapan, pek çok coğrafyanın anasını belleyen bir ülkenin başkanı NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ aldı geçenlerde... Acaba "Senden öncekiler yaptı canım, sen daha pek birşey yapamadın" diyerek mi verdiler ona bu ödülü?.. Son yıllarda karikatür yarışmalarında pek çok sıradan, pek çok kötü ya da benzer esprinin birinci olduğunu ya da ödül aldığını görüp tartışıyoruz ya, bu Nobel Ödülü bizce tüm bu tartışmaların midesine oturmuştur...Eğer Dünya Barışı için daha elini bir taşın altına bile koymayan Obama'ya Nobel Barış Ödülü verilebiliyorsa dünyada barışın ne halde olduğunu varın siz düşünün... Bitmiş bu barış kardeşim bitmiş... Yediler zeytin dallı, güvercin kuşlu şu canım barışı... Obama'nın ABD adına barış ödülü aldığı bir dünyada bu arada, hala zeytin dallı, güvercinli karikatürler çizsin bakalım dünya karikatürcüleri... Oooof of!..
16 Ekim 2009 Cuma

Akdağ Saydut arkadaşımız yolladığı karikatürün altına şu notu düşmüş: "Dünya Sağlık Örgütü Domuz Gribi Alarmı Verdi. Ama domuz gribi aşısını da gelişmekte olan ülkelerde deneyecekler galiba. Bu işin içinde bir domuzluk olmalı..." Şaşırmadık... Deneyecekleri ülkelerin başında TÜRKİYE olmalı!.. Ne de olsa; hiçbir şeye gıkı çıkmaz cahil halkını "KOBAY FARELER" gibi görenlerin ülkesi burası...
15 Ekim 2009 Perşembe
İbrahim Tapa'nın "İstanbul" karikatürleri, Avusturya'nın Graz şehrinde düzenlenecek "İstanbul Metropolis" adlı festivalde sergileniyor. Sergi 20 Ekim Salı günü açılacak...
3. Boyut Proje Üretim Merkezi'nin geçen yıl Maçka Sanat Merkezi'nde düzenlediği Karikatürcü İbrahim Tapa'nın "İstanbul" karikatürleri bu kez Avusturya'nın Graz kentinde sergileniyor. 2003 yılında Avrupa Kültür Başkenti seçilen Graz'da İstanbul Metropolis isimli bir festival düzenleniyor. Müzik, edebiyat, film, tiyatro, karikatür etkinliklerinin yapılacağı bu festivalde başka Türk sanatçılar da yer alıyor. Literatur haus graz - Akademie Graz etkinlikleri 10 Kasım 2009'da sona erecek...İBRAHİM TAPA'NIN SERGİSİNDEN
14 Ekim 2009 Çarşamba

Sevgili Raşit Yakalı, MİZAHHABER'le de paylaştığı bu karikatürle, bir mimik ustasını; Fatih Terim'i uğurluyor!.. Sahi Dünya kupası eleme grubunda Türkiye'yi geçen ve dünya kupasına katılacak olan Bosna Hersek teknik direktörünün aylık maaşının 10 bin lira, Terim'in ise 260 bin lira olduğunu biliyor muydunuz?.. İnsanları açlıktan ölme, sürünme noktasında gezen Türkiye çok zengin (!) bir ülke olduğu için Terim'e mimiklerini konuşturması için bu akla ziyan maaşı ödedi, sonuç; yukardaki tabloda...

Mehmet Selçuk arkadaşımız MİZAHHABER'e ilettiği bu karikatürüne; "Dereler kirlenmesin, Karadeniz hep yeşil kalsın..." notunu da eklemiş...
13 Ekim 2009 Salı
12 Ekim 2009 Pazartesi

11 Ekim Pazar günü, 75 yaşında yitirdiğimiz Türk sinemasının kilometre taşı olmuş en önemli yönetmenlerinden, sinema kuramcısı, düşün adamı HALİT REFİĞ'i, Muharrem Akten arkadaşımızın MİZAHHABER'e ilettiği portresi eşliğinde sevgiyle anıyor, sinemamıza ve kültür hayatımıza kattığı güzellikler için teşekkür ediyoruz...
Karikatürcüler Derneği'nin 10 Ekim 2009 Cumartesi günü Armada Otel'de düzenlediği toplantıda meslek sorunları konuşuldu. Dernek üyelerinin doldurduğu salonda, Ergin Gülen'in önerisiyle gerçekleşen toplantıda dernek başkanı Metin Peker'in ardından söz alan; Ergin Gülen, Atay Sözer, İbrahim Tapa, Yurdagün Göker, Cihan Demirci, Canol Kocagöz, Ahmet Ümit Akkoca, Köksal Çiftçi, Serdar Günbilen ve Levent Elpen meslek birlikleri ve karikatürcü olmaya dair yaşanan meslek sorunları konusunda görüş bildirdiler. Toplantı sonunda; Karikatürcülerin meslek sorunlarını izlemek ve çözüm geliştirmek için bir komite oluşturulmasına karar verildi. (Fotoğraflar: Akdağ Saydut)
Toplantı sırasında kürsüde dernek başkanı Metin Peker, toplantıya yeni kitabıyla gelen Cafer Zorlu ve konuşma yapmak için kürsüde bulunan Cihan Demirci görülüyor... (Fotoğraf: Akdağ Saydut)

- İMF'nin yani İ, M, F, harflerinin AÇILIMI da ise şöyle oluyor: İşimiz Milyonları Fakirleştirmek...
- AKP iktidarının her türlü açılımda samimi olduğuna inanmak, Mustafa Topaloğlu'nun bir daha kumar oynarken yakalanmayacağına inanmak gibi birşey olsa gerek!..
- Protestocu "yerli" olunca biber gazıyla-tazyikli suyla ve copla dağıtan Polis, dışardan gelen "yabancı" protestocuların yürümesine izin vermiş... Bu ülkedeki birşeyi protesto edebilmek için yurt dışından mı gelmek gerekiyor?..
- 2005 yılında Kuşadası'ndaki terör saldırısı sonucu ölen Türk vatandaşlarına 70 bin liralık bir tazminat çok görülürken, AKP hükümeti o saldırıda ölen İngiliz vatandaşına yaklaşık 2 milyon 618 bin lira ödemiş... İşin daha da acı yanı bu işler "Açılım"dan önce oldu...Yani Türk vatandaşının 70 bin liralık değeri açılımdan sonra daha da aşağı düştü!..
- Alkol AKP Türkiyesinde gerçekten de sağlığa zararlı bir hal aldı... Hele hele "Avcılar" parkında ya da Anadolu'nun herhangi bir kasabasında içmeye kalkışırsan ve oradan da polis geçiyor vaziyetteyse...
- Çiftçilik vasfını yitiren köylü tarlasındaki sebze-meyve yerine artık yaşayabilmek için böbreğini satıyor... "Tek millet, tek yürek" filan palavralarıyla getirildiğimiz son nokta: "Tek böbrek!"
- İMF protestolarına vurmalı çalgılarla katılan en şenlikli grup "Diren İstanbul" adını taşıyordu... Halkımız kendi sorunlarına öylesine yabancılaşmış, öylesine "seyirci" vaziyette ki "DİREN İSTANBUL"u da "TİREN İSTANBUL" gibi seyrediverdi...
- Ülkemiz kayıp insandan geçilmiyor...Sadece son 9 ayda 3 bin 336 kişi kaybolmuş... Peki siz kalan halkı ortada görebiliyor musunuz?..
- Çocuk kayıpların sayısı hızla artıyor... Başbakan en az 3 çocuğu boşuna mı dedi zannaediyorsunuz, 3 tane olursa en azından ikisi kaybolsa biri geriye kalır belki!..
- Çocuğa amcası sormuş: "Büyüyünce ne olacaksın bakalım Berkay?" Berkay yanıt vermiş: "Büyüyünce çoktan kaybolmuş olucam, şimdiden beni aramaya başlasanız iyi olur diyorum amca!!!"
- Amerikalı gelecekbilimci Ray Kurzweil ölümsüzlüğün peşindeymiş... Şu global dünyada kalan tek adalet duygusu herkesin birgün öleceğindeydi... Gözü bu yaşamla doymayan hayat arsızı insanoğlu şimdi bunu da yok etme peşinde!..
- İktidarın sürekli olarak "Orantısız Güç" kullandığı bir ülkede siz polisin daha başka ne yapmasını bekliyordunuz?..
- İtalyan Cumhurbaşkanı Berlusconi'nin "dokunulmazlığı" kaldırılmış... O dokunulmazlık sahipleri bizde kaldırılsa kaldırılsa daha yukarı sıçratmak için havaya kaldırılır!..
- Fransa'daki "Türk Mevsimi"ne başta Sarkozy olmak üzere Fransızlar ilgisini esirgemiş... Acaba Paris'te gene biz bize bir organizasyonla "Sezon Sonu Türk Mevsimi" mi oldu?..
Karikatür ve Grafik Sanatçısı Gürbüz Doğan Ekşioğlu Amerika'nın en pestijli dergilerinden biri olan New Yorker dergisinde 6. kez kapak çalışmasıyla yer aldı. Bugüne dek çizimlerinden, 23’ü uluslararası olmak üzere, toplam 64 ödül kazanan Ekşioğlu Türkiye’de ve yurt dışında pek çok karma serginin yanı sıra, biri New York’ta olmak üzere 9 kişisel sergi açtı. Atlantic Monthly, New York Times gibi gazete ve dergilerin yanı sıra, New Yorker dergisinin kapağında altı kez, Forbes dergisinin kapağında bir kez çalışmaları yayımlandı. Gürbüz Doğan Ekşioğlu ile VATAN gazetesinin Pazar ekinde Eda Solmaz'ın bu konuda yaptığı röportajı okumak için link adresi şöyle:
http://pazarvatan.gazetevatan.com/haberdetay.asp?hkat=51&hid=14419
10 Ekim 2009 Cumartesi
09 Ekim 2009 Cuma

- Yaaa bilader, geçtiğimiz günlerdeki İMF protestolarına vurmalı çalgılarla katılan en şenlikli grubun adına hiç dikkat ettin mi: "DİREN İSTANBUL"...
- Kardeşim halk kendi sorunlarına öylesine yabancılaşmış, öylesine "seyirci" vaziyette ki, senin "DİREN İSTANBUL"u da "TİREN İSTANBUL" gibi seyrediverdi... Sahii bizim tiren nerde kaldı yaaaaa?..
08 Ekim 2009 Perşembe

Sefer Selvi'nin 8 Ekim 2009 tarihinde Evrensel gazetesinde yayınlanan karikatürü... İMF protestoları sırasında polisin yerli protestoculara olan biber gazlı-coplu-tazyikli sulu son derece öfkeli ve katı tavrıyla, yurt dışından gelen gruplara olan "izin verici" tavrı arasındaki orantısız güç farkını görünce bu ülkede protesto yapabilmek için YURT DIŞINDAN MI GELMEK Mİ GEREKİYOR diye sormak geliyor insanın içinden...

Zafer Temoçin'in 8 Ekim 2009 tarihinde Cumhuriyet'te yayınlanan karikatürü...
07 Ekim 2009 Çarşamba

Emre Ulaş, 7 Ekim 2009 tarihli "Cilalı Taş Devri" çizgi bantını bizlerle paylaşıyor...

a-) Avcılar Parkında içki içmeye kalkışmış...
b-) Taksim'de İMF'yi protesto etmek istemiş...
c-) Açılımdan kendisine mayın açılımı düşmüş...
d-) TÖRE'R saldırısına uğramış...
e-) Aile içi şiddetle, sevgili içi şiddet arasında kalmış...

- Duydun mu kardeş... 2005 yılında Kuşadası'ndaki terör saldırısı sonucu ölen Türk vatandaşlarına 70 bin liralık bir tazminat çok görülürken, AKP hükümeti o saldırıda ölen İngiliz vatandaşına yaklaşık 2 milyon 618 bin lira ödemiş...
- Tamam da bilader bu dediğin işler AKP'nin AÇILIMINDAN önce olmuştu...TÜRK vatandaşının 70 bin liralık değeri açılımdan sonra daha da aşağı düştü!..
06 Ekim 2009 Salı

Ercan Akyol'un 6 Ekim 2009 tarihinde Milliyet'te yayınlanan karikatürü...
04 Ekim 2009 Pazar
Yarışmanın organizatörü Alanya Tanıtım Vakfı (ALTAV) Başkanı Faik Kaptanoğlu geçen ay, yarışmanın yeni jüri oluşturulamadığı için bu yıl iptal edildiğini açıkladı.
Kaptanoğlu, basına şunları söyledi: "Jüri üyeleri, ‘AKP’li bir başkan olduğu şehir için çalışmak istemiyoruz' demişlerdi. Sayın Sipahioğlu'nun kararı nasıl ki kendine aitse, jüri üyelerinki de aynı şekilde kendilerine ait. İstifaların ardından jüri arayışına girdik, ancak yeterli süremiz olmadığı için jüri bulamadık. Çünkü eylül ayı başında eser alma işlemini tamamlayıp jürinin değerlendirmesine sunmayı planlamıştık. Tabi biz bunun böyle olmasını istemezdik, Alanya için önemli bir organizasyonu bu sene için iptal etmek zorunda kaldık. Elimize 100'ü aşkın eser ulaşmıştı. Hepsini iade edeceğiz. Önümüzdeki yıl ise yarışmayı yapacağız.”
Bu yarışmanın jürisi olarak Alanya'da tartışmaya zemin yaratacak sonuçlardan uzak durmaya hep dikkat ettik, sonuçta belediye başkanının piyonu da olmayıp bu yarışmayla olan maceramızı noktaladık. Yarışmalara pek de sıcak bakmayan bir çizer-yazar olarak hayatını bu yarışmalardan gelecek ödüllere ve ödül paralarına endekslemiş çizer arkadaşları da zaten pek anlayabildiğimiz söylenemez. Bunların içinde ödül alamayınca jüri üyesine telefon açıp, hesap soran da vardır ama iş karikatür etiğine gelince öylesine etikleşirler ki arkadaşların etiklerinde adeta taş durmaz.
Sonuçta bu olayda ve benzer diğer olaylarda; hem suçlayanların, hem de suçlananların hataları olduğunu düşünerek; iki cephenin de adamı olmayı reddediyoruz. Alanya'daki gibi cesaret göstererek üçüncü bir yolun her zaman açılabileceğine inanıyoruz. Tabii başta da dediğimiz gibi; tüm bu sorunlar ne yazık ki bir derneğin logosunun üstüne adam oturtarak ya da kaktüsü hıyar şeklinde çizerek hallolmayacak arkadaşlar. Batılı çizerler birbirlerine güç veriyor, destek veriyor, biz ise birbirimizin gözünü oyuyoruz diyerek, üçüncü bir yol aramayıp işin her daim kolayına kaçarak göz oyanlar içinde yer almak tabii ki bir tercih meselesidir.
Biz MİZAHHABER olarak ayrım yapmadan yanlış yapanı eleştirmeye, sesimizi öyle uzaklardan değil en yakından çıkarmaya devam edeceğiz... Yanlış yapan biz de olabiliriz bir başkası da... Bu ülkede ya da dışarda hiç fark etmez; hiçkimse kusursuz, hiç kimse hatasız değil... Ama bunu yaparken de yıkıp geçmeye değil, bu mesleğin sorunlarını onarıp, o sorunlardan çıkış yollarına sahip çıkmaya çalışacağız... Dedik ya herkesin bir tercihi var...
Karikatürün ve mizahın hayatlarımızdan hızla uzaklara düştüğü, ülkece DİNCİ BİR FAŞİZME yenik düştüğümüz şu günlerde böylesi "BENZER" konulardan çok daha derin ve çok daha öncelikli sorunlarımızın var olması gerekmez mi karikatürcüler olarak... Yoksa global dünyanın kopyalaşmış insanları olarak uluslararası mı bakıyoruz artık her şeye? Yerel sorunlarımızı bile uluslararası hale mi çevirmemiz gerekiyor?.. Yoksa bizi sadece ortalığı karıştırmak ve birilerine vurmak, ya da bilmediğimiz-hakim olmadığımız konularda bile sadece gaza gelmek mi ilgilendiriyor?.. Ülkeden bize ne, onu siz düşünün derseniz, tabii ki sözün bittiği yere geliriz... Sözün bittiği yere gelmemek dileğiyle, gerçek karikatürcülere yakışan yüreklice sevgilerle...
CİHAN DEMİRCİ-MİZAHHABER
Zaman zaman Denizli'den yolladığı karikatürlerle MİZAHHABER'e de katkıda bulunan çizer arkadaşımız Mehmet Selçuk, Karikatür Atölyesi için Denizli'de kolları sıvadı... Denizli Anadolu Lisesi resim öğretmeni olan karikatürcü Mehmet Selçuk, "Karikatür Sanat Atölyesi” adı altında Denizli'deki karikatür kurslarına Ekim’de başlıyor.
Atölye çalışmalarında; Karikatür çizim teknikleri ve malzeme uygulamaları,karikatür tarihi, portre karikatür,karikatür yarışmaları,karikatürcü ve mizah yazarlarıyla imza ve söyleşiler, belgesel film ve videolar (Ustalarla söyleşiler), sergiler ve konferanslar yer alacak. Hafta sonlarında (Çocuk ve Yetişkin Grubu) haftada iki,ayda sekiz saat olarak verilecek derslerin sonunda öğrencilere sertifika da verilecek.
Yirmi altı yıldır karikatür çizen; Karikatür yarışmalarında sayısız ödül kazanan ve kişisel sergiler açan Selçuk: “Karikatür sanatı eğitim sürecinde çok önemli bir yere sahiptir. Öğrencilerde düşünme, algılama, anlama, fark etme, yaratıcılıklarını ve hayal gücünü harekete geçirme gücünü geliştirir. Öğrenciler eleştirme, eleştiriye açık olma, özeleştiri yapabilme, sorunları görebilme ve bu sorunlar için çözüm üretme konularında gelişirler.” dedi.
Atölye kurslarına katılmak isteyenlerin daha ayrıntılı bilgi için; Denizli'deki Yaprak Kitabevi’ne başvurabileceklerini ve kayıtlarını yaptırabileceklerini söyleyen Selçuk: "Amacım; Denizli’de karikatür sanatına olan ilgiyi artırmak ve Denizli’yi tüm Türkiye’de örnek bir il haline getirmek" diyerek sözlerini noktaladı...
03 Ekim 2009 Cumartesi
İktidarıyla, muhalefetiyle, medyasıyla ve en acısı kazık yemekten bıkmamış hep daha büyük kazık yeme peşinde koşan cahil halkıyla Türkiye her alanda daha katı, daha yobaz, daha ayrımcı, daha zavallı bir hal almışken Musa Kart'ın 3 Ekim 2009 tarihinde Cumhuriyet'te yayınlanan karikatürüne dikkatli bakmakta yarar var...
02 Ekim 2009 Cuma
Hiçbir konuda özgün bir toplum olamadığımız için hep sağdan-soldan kopya çektik bu topraklarda yıllar yılı... Bu kez de Iraklı bir gazeteciden esinlendik...Esinlendik esinlenmesine ama gene tutturamadık hedefi!.. Ne de olsa uzun yıllardır böylesi resmi ortamlarda en ufak demokratik eylemden bile uzak bırakılmış, bu anlamda müthiş baskılar yaşamış, eylem acemisi haline gelmiş ürkek bir toplumuz... Bu nedenle elimize fırsat şey pardon ayakkabı geçince de hedefi öyle birden tutturamıyoruz... İMF başkanına Bilgi Üniversitesinde acemice ayakkabısını fırlatan gazeteci-öğrenci arkadaşımız da bu sorunlu geçmişin kurbanı oldu tabii ki... Öylesine kibar, öylesine ölçülü bir eylemdi ki, yaptıklarından ötürü herşeye hazırlıklı olan İMF başkanı bile çok kibar buldu, çok ince buldu bu eylemi...Konuşmasının sonuna kadar beklediği için teşekkür bile etti genç arkadaşımıza... Ama Başbakan böylesi acemice, kibar bir eylemi bile "saldırı" olarak görüp her zaman ki üslubuyla kestirip attı... Bu kopya eylem de bize gösterdi ki, çok çalışmamız lazım genç arkadaşlar... Çünkü uzun yılların ayakkabı fırlatamamışlığı var üzerimizde... Bırakın ayakkabıyı, kötü olan neyi atabildik ki hayatımızdan?..
İktidara geldikleri 2002'de devraldıkları yüksek enfasyonu, kendilerine özgü palavradan hesaplamalarla düşmüş gibi göstererek halkına yalan üstüne yalan söyleyenler bugün ülke tarihinin en büyük işsizlik rakamlarıyla karşı karşıya... Düşen enflasyon filan olmadı düşen aslında bir koca cahil HALKTIR bu ülkede... Halkını yitiren bir ülkedir aslında DÜŞEN... Düşen bu ülke insanının yaşam onurudur, ahlakıdır, namusudur... Bunlar düşmüştür 7 yılı bitiren AKP iktidarında yerlere... Lakin Başbakan, üniversiteye gitmenin bile iş bulmak için anlamı olmadığını söylüyor artık açık açık... Çünkü o da biliyor ki atılacak ayakkabı bile kalmadı ayakta... Cepler boşaldı, kredi kartları şişti... Başbakan çok rahat... Başbakan biliyor ki, Sonuçta; perişan da olsa, sürünse de gene zararı kendine ve yakın aile çevresine veren, herşeyi "ALLAHLIK" bir toplum var karşısında... Böylesi bir toplum zaten ayakkabısızdır... Camiiye girerken bıraktığı yerden çaldılar ne de olsa altı delik ayakkabısını...
O yüzden genç arkadaşlar; çok çalışmamız gerek çok... Yalanlarla yönetilen böylesi bir ülkede "HEDEFİ TUTTURMAK" için önce "PALAVRACI" olarak işe başlayabiliriz örneğin...
CİHAN DEMİRCİ
01 Ekim 2009 Perşembe
Bulgaristan’ın Gabrovo kentinde bulunan dünyaca ün yapmış Mizah ve Hiciv Evi Müzesi’nin koleksiyonundan derlenen Bulgaristan Karikatürleri Sergisi 30 Eylül Çarşamba günü saat: 17.30'da Eskişehir'deki Eğitim Karikatürleri Müzesi’nde açıldı. Sergi 30 Ekim'e dek açık kalacak...
Açılış görkemli bir kalabalık eşliğinde törenle yapıldı. Açılışta Bulgaristan Mizah ve Hiciv Evi Müzesi Müdürü Tatyana Tsankova,Sanat Danışmanı Yordanka Shiyakova ve Sika Pencheva bulunarak bir konuşma yaptılar.Sergi için 17 Bulgar karikatürcü her biri üçer karikatür çizerek Avrupa Birliği konusunda görüşlerini ortaya koyuyorlar. Açılışta bir konuşma yapan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zühtü ALTAN, Anadolu Üniversitesi Eğitim Karikatürleri Müzesi’nin 2009-2010 sanat sezonunun ilk etkinliğinin önemli bir sergiyle başladığını belirterek Bulgaristan’dan gelen konuklara teşekkür etti. Sergi açılışında Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz BÜYÜKERŞEN de katılımcılarla tanıştı.
Bulgaristan Karikatürleri Sergisi’nde eserleri yer alan karikatürcüler: Alla Chavdar Georgiev, Anatoliy Stankulov, Valentin Georgiev, Vaselin Zidarov, Dechko Nikolov, Zhivko Tenev, Ivailo Tsvetkov, Ivan Kutuzov- Kuti, Ilian Savkov, Lyubomir Mihailov, Plamen Penev, Rumen Dragostinov, Svetlin Stefanov, Stoyan Dechev, Hristo Komarnitski, Tsocho Peev, Chavdar Nikolov.
Sergi açılışında aynı tarihlerde Anadolu Üniversitesi’nde yapılan Karikatür Müzeleri Yöneticiler Buluşması’na katılan on ayrı müzenin (Belçika, Bulgaristan, Endonezya, İran, Polonya, Sırbistan, Lüksemburg, Azerbaycan, Japonya ve Türkiye) karikatür müzelerinin yöneticileri de bulundu.
29 Eylül 2009 Salı
Genç araştırmacı Yasin Kayış'ın "Demokrat Parti Döneminde Siyasi Karikatür" adlı kitabı Libra Yayınlarından çıktı. MİZAHHABER olarak zaman zaman değinmeye çalışığımız bir dönemi anlatıyor Yasin Kayış... Aslında bugün AKP iktidarı tarafından karikatüre ve mizah dergilerine ardı ardına açılan davaları, karikatürün yaşadığı baskıları daha iyi anlayabilmek için bu blogta daha önce de değindiğimiz gibi "Demokrat Parti"nin FAŞİZMİ altında geçen o 50'li yılları iyi bilmek gerekiyor. Nerden nereye geldiğimizi daha iyi anlamak için aslında 1869-1908 arasındaki karikatürün bu topraklardaki ilk baskı döneme de bakmak gerekiyor... Bu kitap alanında epeyce geç kalmış bir kitap olarak genç sayılabilecek bir araştırmacıya kısmet olmuş...
Kitabın şu sorulara yanıt aradığı yazıyor arka kapağında: Tarih sadece klişeleşmiş birtakım kaynaklarla mı yazılır?", "İnsan ürünü olan her şey gibi karikatürler de tarih yazımında birer belge olarak kullanılamazlar mı?"
Bu sorularla yola çıkan Yasin Kayış, bu kitabıyla tarihçilerin pek de ilgisini çekmemiş sadece bir kaç araştırmacının ve karikatürcünün ilgi alanına girmiş bir yere adım atıyor. Karikatürleri merkeze koyarak hem bir dönemin panoramasını çizmeye hem de söz konusu dönem içerisinde karikatür sanatı ile siyaset arasındaki etkileşimi değerlendirmeye çalışıyor. Çalışma, bir yandan yakın tarihe ilgi duyanları karikatürler aracılığıyla 1950'li yıllara götürürken, diğer yandan da dönem araştırmacılarına yeni kaynak alternatifleri sunuyor... Bu tür çalışmaları yıllardır yapmaya çalışan, bu anlamda internette ve çeşitli dergi-gazetelerde yazılar yayınlayan bir yazar-çizer olarak gönülden dileğim; bu tür çalışmaların sayısının daha da artmasıdır. Tabii bu çalışmaların artması için unutulmaması gereken; bu tür çalışmalara ilgi duyan genç bir kitlenin de oluşabilmesi gerekiyor... (Cihan Demirci)
YASİN KAYIŞ KİMDİR: 1976 yılında Zonguldak'ta doğan Yasin KAYIŞ, ilk öğrenimini Zonguldak'ta tamamladıktan sonra Kastamonu Göl Anadolu Öğretmen Lisesi'ni, ardından da Dokuz Eylül Üniversitesi-Buca Eğitim Fakültesi-Tarih Öğretmenliği Bölümü'nü bitirdi. 1998 yılında mezun olarak öğretmenliğe başladı. Hatay ve Sivas'ta öğretmenlik yaptıktan sonra İzmir'e atandı. 2002-2004 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi-Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde Yüksek Lisans öğrenimini sürdürerek "Demokrat Parti İktidarı Döneminde Siyasi Karikatür" başlıklı teziyle mezun oldu. Evli ve bir çocuk babası olan yazar, İzmir'de Tarih Öğretmenliği görevini sürdürmenin yanı sıra araştırma ve yazı çalışmalarını sürdürmekte olup, çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır. Halihazırda Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde doktora öğrenimini devam ettirmektedir. (Kaynak:Libra Yayınları sitesi...)
28 Eylül 2009 Pazartesi
Çin’in Beijing kentinde “Hong Qun ve Xinhua Karikatür Dersanesi ” olarak bilinen Beijing İmagination Eğitim Merkezi karikatür dersinde Nezih
Danyal portreleri çizdiler.Dört yıldır çocuklara eğitim veren dersane öğrencilerinin İtalya, Belçika ve Japonya gibi ülkelerden birçok ödülleri var.. Yıllardır Ankara'da çocuklar için Uluslararası Karikatür Festivali düzenleyen karikatür sanatçısı Nezih Danyal, kurucusu olduğu Karikatür Vakfı ile yaptığı pek çok çalışmanın içinde çocuklara karikatür atölyesi çalışmaları da bulunuyor. Böylece Çinli çocuklar, çizdikleri Nezih Danyal portreleriye çocuklar için uğraşan bir karikatür ustasını ödüllendirmiş oldular.
27 Eylül 2009 Pazar
25 Eylül 2009 Cuma
İnternet böyleleriyle kaynıyor... İnternetteki yasal boşluklardan yararlanarak istedikleri herşeyi babalarının malı gibi kopyalama peşindeler ama yanlış bloga çattılar. Bu blog yıllarını mizaha profesyonelce vermiş insanların emeklerinden oluşuyor. Onca işimizin arasında böyle şeylerle uğraşmak canımızı sıkıyor. Biz kimseyle uğraşmıyoruz. Yaptığımız sadece emeğimize sahip çıkmaktır. 5846 sayılı FSEK uyarınca da bu durumun devam etmesi halinde gerekenleri yapacağız. Bu arada izin için mail yolladık dedikleri çizerlerin pek çoğunun zerre kadar haberleri bile yok bu blogtan. Belli ki karşımızda kim oldukları bile belli olmayan Sanal alem çocukları var. Dere de değiller ki islah edesin!..
-Ya bilader, yalancılık, emek hırsızlığı, kopyacılık, korsanlık sürekli trenlerine baktığımız bu ülkenin en önemli gelir kaynağı olmuş diyorlar...
- İnsanlarda "birikim" denen kaynak olmayınca başkalarının emeklerini kaynak olarak görüyorlar... Neyse ki biz Öküzüz kardeşim, yani böyleleriyle işimiz olmaz!..
24 Eylül 2009 Perşembe

Zafer Temoçin'in 24 Eylül 2009 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan karikatürü...
23 Eylül 2009 Çarşamba
Bulgaristan'daki Gabrovo Mizah ve Hiciv Evi Müzesi ile Eskişehir'deki Anadolu Üniversitesi Eğitim Karikatürleri Müzesi tarafından düzenlenen “Bulgaristan Karikatürleri Sergisi” 30 Eylül Çarşamba günü açılıyor. Sergide, Bulgar karikatürcülerin “Avrupa Birliği” konusundaki eserleri var.
Avrupa kıtasında 6 ülke 1958 yılında “Avrupa Birliği” sürecini başlatan ilk tohumları atarlar. Amaç: bu birliktelik ile istikrar ve refah yayılacak, demokrasi, insan haklarına saygı, hukukun üstünlüğü hakim kılınacak, ekonomi serbest piyasa koşullarında gelişecek ve Avrupa’nın dünya sahnesindeki ağırlığı artacak.Bu idealist düşünce bir çok ülke tarafından benimsenir, üye olmak için başvurular yıldan yıla artar. Kabul edilen üye sayısı 27’ye ulaşır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra diğer Avrupa ülkeleri gibi Bulgaristan ve Romanya da Birliğe dahil olmak ister. 90'ların başında üyelik başvurusunda bulunur. Her iki ülke de 1 Ocak 2007’de üyeliğe kabul edilir.
Bu gün kimileri, genişleme sürecinin istikrar ve refahı kıtanın geneline yayarak Avrupa Birliği tarihinin en başarılı politikası olduğunu savunmakta, kimileri de bu genişlemeye karşı gelerek sayının çok aşırı olduğunu ileri sürmektedir.
Bu tartışmaların yaşandığı ortamda acaba üyeliğe yeni kabul edilen Bulgaristan’ın karikatürcüleri neler düşünüyor?Avrupa Birliği'nin Balkanlar ve Karadeniz'e bakan yüzü olan Bulgaristan’da sıkıntılar bitti mi? Sosyalist sistemden çıkarak, piyasa ekonomisine geçmeye çalışan bu ülkede, istenilen sonuca ulaşıldı mı? Tarım sektörü ve adalet sisteminde yapısal sorunlar çözüldü mü? Bulgaristan vatandaşları üyeliğe kabul ile umulan fırsatlardan yararlanabildi mi? Bulgaristan vatandaşları Batı Avrupa ülkelerinde serbest dolaşım ve çalışma haklarına kavuşabildi mi?
Tüm bu konuları irdeleyen 17 Bulgar karikatürcü her biri üçer karikatür çizerek görüşlerini ortaya koyuyorlar. Bulgaristan’ın dünya çapında ün yapmış Gabrovo Mizah ve Hiciv Evi Müzesi’nin organizasyonu ile düzenlenen Bulgaristan Karikatürleri Sergisi, Anadolu Üniversitesi Eğitim Karikatürleri Müzesi’nin 2009-2010 sanat sezonunun ilk etkinliği olarak 30 Eylül 2009 Çarşamba günü açılıp 30 Ekim’e kadar devam edecek.
Bulgaristan Karikatürleri Sergisi’nde eserleri yer alan karikatürcüler: Alla Chavdar Georgiev, Anatoliy Stankulov, Valentin Georgiev, Vaselin Zidarov, Dechko Nikolov, Zhivko Tenev, Ivailo Tsvetkov, Ivan Kutuzov- Kuti, Ilian Savkov, Lyubomir Mihailov, Plamen Penev, Rumen Dragostinov, Svetlin Stefanov, Stoyan Dechev, Hristo Komarnitski, Tsocho Peev , Chavdar Nikolov...
Açılış: 30 Eylül 2009 Çarşamba Saat: 17.30
Yer: Anadolu Üniversitesi Eğitim Karikatürleri Müzesi
Akcami Mh. Malhatun Sk. No:6 Odunpazarı ESKİŞEHİR
Sergi Süresi: 30 Eylül 2009 – 30 Ekim 2009

Musa Kart'ın 23 Eylül 2009 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan karikatürü...
19 Eylül 2009 Cumartesi

Dediler: "Bayram gelmiş"
Dedim ki: "Bayram onlara gelir"
Cepte havaya atacak bozuk para yok
Gelsin diye yazı tura
Bize gelen bayram
Ya vergidir ya fatura...
C.D.
Coşkun Göle, MİZAHHABER'e ilettiği bayram karikatüründe "Yaşamınız bayram sevinci tadında olsun" diyor...
18 Eylül 2009 Cuma
Oğuzhan Kayan şöyle diyor mailinde: "Efendim, bu sefer öyle kuru kuru bayram tebriği yollamadim sizlere. Bülent Arabacıoglu ile yıllar önce beraber hazırladığımız 'Bayram Tatili' konulu bir panaroma sayfası yolluyorum sizlere. (HIBIR Mizah Dergisi, No:163, 11 Haziran 1992, demek o yıl bayram Haziran ayına denk geliyormus, bunu da anlamis olduk.) Dolayısıyla en dolu bayram tebrik mesajı adayı olarak ilan ediyorum. Umarım severek okursunuz... Ramazan Bayramınız kutlıu olsun. Müslüman olmayan arkadaşlarıma da güzel bir tatil dilerim..."
Biz de MİZAHHABER olarak; Bu tür panoramaları 80'li yıllarda Gırgır'da başlatan sonrasında Hıbır'da sürdüren Bülent Arabacıoğlu ustanın çizgilerine ve ustalığına bakarak, ona buradan bir selam çakıyor ve "Aaaah ah! Nerede o eski bayram panoramaları aziziiiim" diyoruz...
17 Eylül 2009 Perşembe
Ankaraspor'u Melih Gökçek yarattı ve gene o yok etti... Aslında amacına ulaştı diyebiliriz... Uzun zamandır gözünü diktiği Ankaragücü sonuçta süper ligde, çoktan gözden çıkardığı Ankaraspor ise karanlık bir yolculuğa çıktı. Yani bir şekilde Ankaraspor'dan kurtuluyor. Ligler başlamadan isteseydi bu el değiştirmeyi daha profesyonel bir şekilde de yapabilirdi ama sel baskını gelirken Ankaralıya "Üst kata çık, bu geceyi üst kattaki komşunda geçir" diye öneride bulunan bir başkana bu profesyonel iş bitirme YAKIŞMAZDI, o her icraatında olduğu gibi gene kendine yakışanı yaptı!!!! (C.D.)
16 Eylül 2009 Çarşamba

Ercan Akyol'un 15 Eylül 2009 tarihinde Milliyet gazetesinde yayınlanan karikatürü...Bütün medyayı kendinden isteyen, yandaş olmayanı yok eden, hangi sektör olursa olsun kendinden olmayana hayat hakkı tanımayan, ülkeyi adeta tüm kurumlarıyla teslim alıp; FAŞİZMLE YÖNETEN AKP zihniyeti, gün olur devran döner, bulunduğun yerin devren olduğunu, nice iktidar düşkünleri gibi sen de görürsün elbet....
İ. Bülent Çelik'in 15 Eylül 2009 tarihinde Vatan gazetesinde yayınlanan karikatürü... Çelik, karikatürüyle birlikte şu yorumu yapmış: "Sorumlular için , bu bile bile yaşanan felaketin en önemli cankurtaranı bütçe zaafiyeti oluyor.. Peki öyleyse Lale dikilmesin demiyoruz elbette.. Ama en mütevazi hesaplara göre 10 Milyon TL harcandığı belirtilen 'laleleştirme'ye harcanan para, selde yitip giden bir tek canı bile kurtarmaya vesile olsaydı değmez miydi. Sulara kapılan siz de olabilirdiniz.. "15 Eylül 2009 Salı

Yarışmanın Konusu ve Amacı :
Bu yarışma Prof. Dr. Nusret H. Fişek anısına düzenlenmiştir. Yarışmanın konusu Çalışan Çocuk karikatürleridir. Yarışmanın amacı ülkemizin çalışma yaşamında yer alan çocuk emeği olgusunu ön plana alarak, çalışan çocukların tarım ve sanayideki çalışma yaşamlarını belgelemek, arşivlemek; karikatür sanatçılarını özendirmek ve onlara destek vermektir.
Yarışmaya Katılım :
Yarışmaya tüm profesyonel ve amatör karikatürcüler, ÇALIŞAN ÇOCUKLAR üzerine çizecekleri karikatürle katılabilirler. Karikatürler A4 ya da A3 boyutlarında istenilen teknikle, siyah beyaz, renkli olarak çizilebilir. Karikatürcüler, en çok üç orijinal karikatürle yarışmaya katılabilirler. Yarışmacılar karikatürlerin arkasına ad-soyadlarını, telefonlarını, adreslerini ve e-posta adreslerini yazmalıdırlar.
Yarışmada tek BÜYÜK ÖDÜLÜ 1000 TL ve kuruluşların plaketleridir. Ödül alan karikatür sanatçısı, 17 Kasım 2009'da Ankara'da açılacak sergiye davet edilerek sergi açılışında ödülünü alacaktır.
Seçici Kurul tarafından seçilip, karikatürleri katalogda yer alan karikatürcülere katalog ve katılım belgeleri gönderilecektir.
Karikatürler geri gönderilmeyecek ve basım yayın hakkı Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı'nın olacaktır. Yarışma Sonuçları, 23 Ekim 2009 tarihinde www.fisek.org.tr ve http://www.karikaturvakfi.org internet sayfalarında ve basında yayınlanacaktır.
Değerli Çocuk Dostları
Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı ile Karikatür Vakfı “Çalışan Çocuklar” konulu bir karikatür yarışması düzenlemiştir.
Çocukların küçük yaşta oyun ve kendini geliştirme olanaklarından yoksun kalmalarına; çalışmak ve kendi yaşamını kurtarmak gibi büyük bir sorumluluğu yüklenmelerine sizler gibi karşıyız. Onların yerinin 18 yaşına kadar eğitim olduğunun bilincindeyiz. Bunun için geniş çabalar içindeyiz. Ama bu sağlanana kadar da çalışan çocukların yanında olmak, onlara dostluğumuzu ve tüm desteğimizi vermek ödevimiz...
Çalışan çocukların iş yaşamlarını konu alan karikatürleri yarıştırarak, karikatür sanatçılarının ve kamuoyunun dikkatini bu alana çekmek istiyoruz. Oluşan arşiv, hem albüm olarak yayınlanacak ve hem de www.fisek.org.tr internet sitesinde sürekli olarak sergilenecektir. Bu yarışmanın ürünleri, çalışan çocukları esirgeme mücadelemize destek olacaktır. Ortak mücadelemizle bir gün ortadan kalkacak olan çocuk emeğini belgelemek ve tarihe iz bırakmak da bu yarışmanın önemli amaçlarından biri.
Çevrenizdeki çalışan çocuğa duyarlı karikatür sanatçılarına ekte gönderdiğimiz yarışma şartnamesini duyurabilirseniz, bizi mutlu edersiniz. Her şeyin bugünkünden daha güzel olduğu bir dünyaya ulaşılması dileğiyle, çalışmalarınızda kolaylıklar dileriz.
14 Eylül 2009 Pazartesi

Sefer Selvi'nin 14 Eylül 2009 Pazartesi günü Evrensel gazetesinde yayınlanan karikatürü...

Orası Amerika... Dünyanın Jandarması... Dünyanın baş belası bir ülke...Başındaki beyaz ya da siyah olmuş fark etmez... Umut tacirlerinin pompaladığı ilk siyah başkan OBAMA'nın da boyası icraatlarıyla döküldü ve ardından BEYAZ bir başkan çıktı... OBAMA'nın rengine kanmayın diye ilk günden beri söylüyorduk. Çünkü siyah ya da beyaz fark etmez, vaziyet Demirören'in siyah-beyazlı Beşiktaş'ı gibi. Yani sorun teknik direktör de diil... İşte parlak cilalı boyası dökülen ve kısa sürede sıradan beyaz bir ABD başkanı gibi foyası ortaya çıkan Obama yönetimi, şimdi de Türkiye'ye 12 MİLYAR TL'lik patriot füzesavar sistemi satmaya hazırlanıyormuş...Bunu bizzat kendileri açıkladılar... Demek ki insanı aç gezen, sefil haldeki Türkiye'nin de böyle bir niyeti var... Daha sel baskını geçiren vatandaşının yarasını saramayan, vatandaşının altyapısını halledememiş, hem dereleri hem kendi ahlak yapısını islah edememiş, gelmesi beklenen büyük bir deprem için kılını bile kıpırtdatmayan, işçiye-memura gelince 3 lira-5 lira zam veren, ülkeye tek parti FAŞİZMİNİ yaşatan, kendinden olmayanları bu ülkede istemeyen, her türlü ağır zammı vatandaşına boru gibi geçiren, ülkenin en değerli kurumlarını yabancılara yok pahasına satan, dünyanın en pahalı benzinini kakalayan, en ağır vergileri alan AKP iktidarı, 12 MİLYARLIK AMERİKAN SİLAHINI ALIR MI ALIR...
Böylesi kendinden geçmiş, böylesi hiçbir baskıya-sömürüye-kazık yemeye- gıkı çıkmayan bir ülkenin iktidarı ABD'nin kucağında açılıma kalkışırken bu silahları da alır, hatta çocukları için bile silah sipariş edebilir. Bilgisayar başında sadece insan öldürmeli, yakmalı-yıkmalı savaş oyunları oynayan çocuklar için de Amerikadan epeyce oyuncak hatta oyuncak olmayan silah da alınabilir. Vatandaşı bir torba kömüre, bir paket makarnaya, bir somun ekmeğe muhtaç haldeyken bu iktidar ABD silahına 12 Milyar da verir başka birşey de verir... (eski parayla trilyon mu oluyor trilyar mı biz hesaplayamadık)
ABD'ye her alanda vermeye alışmış bir düzenin dinbaz çocukları için bu iş çocuk oyuncağı... Asker de bu kirli oyunun figüranı mı dersiniz? Bu silahları "İran'a karşı korunmamız" için satacak olan ABD, Türkiye ile İran'ın kafa kafaya çatışmasının peşinde belli ki... Bu coğrafyada her tarafı "IRAK" yapmak peşinde bu uslanmaz-arlanmaz Sam Amca... Sen salak olursan, sen sefil olursan daha seni çok patriotlatır bu boktan düzen EY BENİM AĞZI AÇIK HALKIM... Aman öylece, ilk afette ya da ilk alaturka kazadaki ölümüne dek donuk donuk yaşamaya devam et... (Mizahhaber Yorumu)

- Ben bu AKP'li belediyelerin herhangi bir afete karşı yıllardır hiçbir önlem almadığını tam tersine selin daha çok zarar vermesi için ellerinden geleni yaptıklarını bildiğim için kendimi sağlama alıp yaz sezonu biterken kuma gömdüm, bu sayede son sel baskınından be yırttım abi!.. Ama bi daha ki baskında nolur bilemem... (Hülya Bilge)
Topbaş'ın belgeleri, Gökçek'in önlemleri... Sanki birileri bizimle dalga geçiyor?..

Son sel baskınlarında kendi sorumluluklarını her zamanki pişkinlikleriyle görmezden gelip, suçu spreylere atan, kendilerinden önceki 44 yıllık döneme çamur atarak içine düştükleri balçığın içinden sıyrılmaya çalışanlar... Size mizahi birşey söylemek insanın içinden gelmiyor artık... Partiniz AKP'nin rezil yönetimiyle son 15 yıldır perişan ettiği, talan ettiği şu ZAVALLI İSTANBUL'UN TÜM GAZABI ÜZERİNİZE OLSUN!..12 Eylül 2009 Cumartesi
12 Eylül 1980 tarihi bir Cuma günüydü...Mübarek bir günü seçmişti asker darbe için, sonuçta oldukça mübarek (!) bir darbe oldu ülke adına. Ülkeyi anarşiden bir gün içinde kurtardı asker!!!! Kurandan hadislerle, ayetlerle yapılan konuşmalar, zorunlu din dersleri, sola vurup dinbazlara kanat germelerle Atatürkçü (!) asker ülkenin bugünkü haline gelmesinde büyük pay sahibi oldu... 29 yıl sonunda Türkiye akla ziyan, kişiliksiz, ruhsuz, alay konusu ve en acısı dini sömürü aracı olarak kullanan DİNBAZ bir ülke olup çıkıverdi... Korkak, tırsak, ürkek, kendine yabancılaşmış kuşaklar itinayla yetiştirildi... Bugün bu ülkenin son 29 yıllık tarihinin UTANÇ GÜNÜDÜR...Yukarda gördüğünüz 12 Eylül 1980 tarihli Hürriyet gazetesinin başlığı bile aslında bu darbeye nasıl şakşakçılık yapıldığını gösteriyor. Bu şakşakçılık aynı gazetenin yayın yönetmeni tarafından Kenan Evren'e ve DARBE'ye karşı bugün de aynen devam ediyor...
Cihan Demirci'nin bundan 6 yıl önce yazdığı, 2006'da yayınlanan "Türk'ün Türkten Başka Düşmanı Yoktur" adlı kitabında da yayınlanan "GELECEĞİMİ ÇALAN TARİH: 12 EYLÜL 1980" başlıklı yazısı bugüne kadar internette yüzlerce değil, binlerce kez okundu, en çok okunan-en çok alıntılanan yazılarından biri oldu, tez çalışmalarında kullanıldı. Bu yazıyı bir kez daha anımsamak ya da ilk kez okumak için link adresi: http://www.derkenar.com/kitapkurdu/gelecegimi-calan-tarih/
CİHAN DEMİRCİ ÇİZİYOR...
Sahi dostlar, bu arada yeniden iyileşen, gerekli insan, ABD ELİYLE 12 EYLÜL YAPICISI Kenan Evren; "Halkın duasıyla iyileştim" demiş... Ramazan rantında ekranlarda ya da gazetelerde her soruya yanıt veren din hocaları şuna da yanıt versin: "Sürekli beddua edilen bir insan, beddua yoluyla da bir iyileşme sağlayabilir mi?.."
12 Eylül askeri darbesinin 29. yılı İzmir’de çeşitli etkinliklerle anımsanıyor. Bunların en geniş ve kapsamlı olanı Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi Avlusunda gerçekleşiyor. Fotoğraf, resim, karikatür, belge, mektupların yanı sıra “18+ İşkence Odası”nda 1980 öncesi tutuklulara uygulan işkenceleri cansız mankenlerle sergileniyor.
Alime Mitap yağlı boya resim, Mehmet Özer ve Mehmet Çağlarer fotoğraf, İsmail Cem Özkan, Mustafa Yıldız, Vahit Akça ve Ahmet Erkanlı’nın karikatür sergileriyle katıldığı etkinliklerin açılışında müzik dinletisi de yapıldı. Ayni gün yapılan panelde “12 Eylül ve Siyaset- 12 Eylül ve Ekonomi konusu” ele alındı. Konuşmacılar Erbil Tuşalap ve Mustafa Sönmez olurken, paneli İsmail Cem Özkan yönetti. Sergiler 17 Eylüle kadar görülebilir... Gelen haberleri ve yazıları hemen copy-paste edip kopyalayan dünya görüşünü çoğu zaman kamufle ederek gizlemeye çalışan bloglardan değiliz... O halde sözümüzü söyleyelim: 12 Eylül'ün bizi getirdiği utanç halini 29. yılında da UNUTMAYALIM, UNUTTURMAYALIM...Bu ülke insanının hayatlarımızı karartan ve bizi bu rezil günlere getiren darbeyi zamanında ALKIŞLADIĞINI ve Anayasasına yüzde 90'dan fazlasınının evet dediğini de ANIMSAYALIM, ANIMSATTIRALIM... Günümüzde gelinen noktada hala DARBE YAPANLARI değil de, yapamayanları cezalandırdığımızı görelim, utanma duygusu kalan az sayıdaki insan adına; bu ülkenin 1980'den beri süregelen, şahit yazıldığımız şu karanlık tarihinden UTANALIM...
11 Eylül 2009 Cuma

1997 yılında Ayamama deresinin çevresini imara açan Belediye başkanını anımsıyor musunuz? Kendisi şu an ülkenin Başbakanı... Her şeyin tersine işlediği bu ülkede zavallı dere yataklarının YATACAK YERİ YOK, oysa bu durum halkını sürekli kandıran yöneticiler için geçerli olmalıydı...Ama dedik ya; burası AKLA ZİYANLARIN TÜRKİYE'Sİ... Burada herşey TERSİNE İŞLER, bu rant düzeninde işine gelmeyen olursa o da çektirip gider... (C.D.)
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
AKDAĞ SAYDUT ÇİZİYOR
---------------------------------------------------------------------------------------------
VAHİT AKÇA SORUYOR
Türk Mizahının büyük ustası Aziz Nesin'in, yazarlık yaşamından elde ettiği gelirlerle kurduğu, günümüzde oğlu Ali Nesin tarafından yönetilen NESİN VAKFI da son sel
felaketinin mağdurlarından biri oldu. 
- Yaaaa bilader hatırlıyor musun, şu Türkler daha bir-iki yıl önce su yokluğundan geberiyordu, yağmur dualarına çıka çıka bir hal oldular... Şimdi de fazla gelen suyun altında sele kapılıp gittiler... Bu ne ayamama ülkedir bir Öküz olarak anlamış değilim...
- Kardeşim demek ki yağmur duasını fazla kaçırmışlar...Tanrının işi başından aşkın, belki de bu biriken duaları yeni işleme koydu, tabii fazla dua da sel getirdi işte... Yani AKP'li olsaydım aynen böyle derdim. Allahtan öküzüm ama henüz AKP'li değilim!..
Birol Çün arkadaşımız İzmir'den MİZAHHABER'e ilettiği bu karikatüre şu notu düşmüş: " Nasıl ki Hitler faşizmi Picasso'ya Guernica tablosunu yaptırdaysa, İslami faşizm de bana bu karikatürü yaptırdı. Eskişehir Sanat Derneği Yarışması'nda 3.lük ödülü alan bu karikatürümü faşizan baskı altındaki özgür medya emekçilerine adıyorum..."
Öncelikla Mizah Haber'in "çalıntı - kopyasını" hazırlayan yaratıcılık özürlü fikir hırsızlarını kınıyorum. Üretimin ve emeğin bu kadar harcanabilir olması yalnızca bizim ülkemize özgü değil. Bütün dünyada olabilen bir şey. Bizim ülkemize özgü olan "hukukun üstünlüğü" ile yatıp kalan sağduyu (!) sahiplerinin sürekli olarak "hukuk" kavramının ırzına geçmeleri, zaman zaman taciz etmeleridir. Çünkü onların yatıp kalkmaktan anladıkları budur!
Bu gibiler anlayış kıtlığı nedeniyle hukuka uygunluk gibi soyut bir kavramı algılamak yetisinden yoksundurlar; hatta "kanunlara uymak ve kanunlara uygunluk aramak" açısından da epeyce yoz ve geri kalmışlardır. Öyle oldukları için evrensel hukuk normlarının içini boşaltıp, dışını cilalarlar; başka bir deyişle minarenin alemini gösterip, yurttaşın gözündeki sürmeyi çalarlar. Bunun için dere yatağına inşaat yaparlar, bunun için sel baskınında darmadağın olmuş eşyayı yağmalarlar, bunun için kaçak elektrik, su kullanıp utanmazlar... Yitirilen canlar da bunun cabası olur...
Bu nedenle anayasaların olmazsa olmaz ilkesi "kuvvetler ayrılığı", kanun devleti bile olmayı beceremeyenlerin ülkesinde işlemez! Onların yeteneği başka haltlar becermekte gelişmiştir.
Bu bağlamda başkasının emeğini çalmak, başkasının üretimini cebellezi etmek "hukukla yatılıp kalkılan ülkelerde" çok hukukidir(!)... Bize düşen bu "ahlaksız ve hukuk dışı" yaklaşımları sergilemek ve eleştirmek; hukuksuzluğu ortadan kaldırmak için gerekli girişimleri yapmaktır.
Haklı tepkini sonuna kadar destekliyorum. Selam ve sevgiler...
Akdağ SAYDUT
10 Eylül 2009 Perşembe

Sevgili Vahit Akça'nın "KUMDAN KALELERİ" bize son sel felaketine neden olanlardan ALIŞVERİŞ MERKEZLERİ'ni anımsattı... Dere yatağının üzerini kapatarak yapılan 212 adlı bir alışveriş merkezi ki (Bunlara kısaca AVM diyorlar, AV'ın anlamı av yerine koydukları ağzı açık, salak tüketici de olabilir!) bu merkezi yapanlar dere yatağını tamamen yok etmişler. Bu durum da yatağını bulamayan suların çıldırmasına ve sel baskınının oluşmasına neden olmuş... Kimin umurunda... Önemli olan RANTTIR bu şehirde. Burası AKP'nin rant çiftliği Türkiye, burada Adamı götürürler alışveriş MERKEZİNE, borçlandırırlar HERKESE!!!!! Pek kimseler yazmaz, AVM'lerin pek çoğu böylesine zarar veriyor, MİZAHHABER olarak biz yazalım dedik. Tek dertleri rant olan bu AVM'lerin doğa belasını versin demek yetmiyor, zira onlar yarın gider başka bir yerde gene aynısını yaparlar ama siz bir daha yaşayamazsınız bu hayatı!.. Siz siz olun özellikle medyanın gaz verdiği bu aşağılık merkezlere yüz vermeyin, bu tufaya düşmeyin, çevrenizdeki küçük esnafa sahip çıkın, alın-verin ama rant ekonomisi uğruna kredi kartlarınızla salakça can vermeyin!!!! (C.D.)

Yaşar Fırat arkadaşımızın MİZAHHABER'e ilettiği bu karikatüre şu notu düşelim: "Daha ALTYAPISINI bile halledemeden AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTLİĞİNE soyunan İSTANBUL, olsa olsa AVRUPA DERE YATAĞI BAŞKENTİ olur!..

Emre Ulaş'ın 9 Eylül 2009 tarihli "Taş Devri" adlı çizgi bant karikatürü...

MİZAHHABER'İN NOTU: Alın, verin palavralarını geçin... Alamıyoruz, hep VERİYORUZ...Sonuçta AKP ekonomisi sayesinde en ucuz şekilde CAN VERİYORUZ!

.jpg)








+M%C4%B0ZAHHABER.jpg)







































